Thursday, February 28, 2008

var mısın, yoksun.........

Ne çok zamanı biriktirdim seninle. Yalnızlığımın inadını kırdın çok sefer. Hayat boş bir ışık, göz kamaştırıyormuş sadece, anladım... Sen varken anlam doluyormuş her bir nefes ama ben varken değil. Hiçbirşey senden değil, ama herşey senden ibaret. Kısmi isteklerin elinde oyuncak oldum. Bir anlık gelip gitmelere boyun eğmek zorundayım şimdi. Ufak deli cesaretleri ve büyük korkular dışında sana ulaşmayı denediğim hiçbir an yok bize dair. Yada aslında tükettiğimiz anların her biri buna yol... Kimbilir belki gururun önüne geçilecek o ana varamayacağım. Tutuşan tanecikler hesabı bir yol bilmemezlik var. Onlar gibi söneceğim de meçhul üstelik. Belki hükmüm bu ünyaya dairdir. Sormasan ne güzel olurdu ama biliyorum............ İnsan hakettiğini yaşıyorsa eğer, bu mu payıma düşen? Belki de aslında hiçbirşey haketmiyorum...





Monday, February 18, 2008

mirror lake....

"...
...
...
...
Bilmem anlıyor muydu?

Onu her gördüğümde, ikimiz için hazırlanmış bu büyülü gerçekliğin kırılmasından, sıradanlaşmasından, hemen günlük hayata dönüvermesinden korkardım.

Bence o herşeyi anlıyordu. Ama çoğu zaman komiklik yaparak, çocuksu bir alayla gülerek, hikayeler anlatarak, bir anda beni elimden tutup gerçeğe döndürecek şeyler söyleyerek kuşkuda bırakırdı.

O büyünün içinde kaybolup gitmemden korktuğu için mi, kısacık anlarda yaşayabildiğimiz bu rüyadan bir gün uyandığımızdaüzüleceğimi düşündüğünden mi, bilmem.

Beni hep masum, küçük bir kız gibi gördüğünün farkındaydım."

Friday, February 08, 2008

son cümle: kendi ipini çeken eller, yüreğinin intihar eylemcisi....




Sessiz sedasız ölürler onlar.


İçleri kopar içlerinden de içlerinden atamazlar içlerini... Susayışları bir kendilerinin gidişine, bir de diğer yarılarının. Dudakları çatlar, yanar tutuşur, susarlar...


Sevmeyi onlar bilirler en çok, Leyla lar. Mecnunlar çıkar susmalarından, bağıra bağıra. Sıra sıra ilan sahibinden, yalnızca bir elin parmağı kadar Leyla alır/satar aşkını. Sevda ona kırılır, o sevdaya kıyamaz. Dil, yerinde sayıklar da, sandık bir türlü açılmaz. Kırılgan zamanların, sert tırnaklı ellerinde narin birkaç bedenden ibaret. Dokunsan ağlayacak durumların zeval olmayan elçileri.. Ne dediğinden habersiz, durmak bilmeyen şeritlerin yolcusu onlar. Bir elin parmakları kadar azlar, lal gibi suskun ve bir kaldırım taşı körkütük...


Unutmayı onlar bilir en çok. Kendinden bizar... Bir atımlık kalbin son vuruşunda alırlar soluğu. Mecnun haykırır ama onlar susar. Geniş bir kalabalığın az nüfuslu kesimi, Leyla lar... Teker teker parlar, yine öyle kayarlar...


Yaprak kıpırdatmayan fırtınalar kopar şehrin ücra bir köşesinde ve bir Leyla ağlar kahkahalarla. Yüzünde maske; elinde kalem yok, mikrofon yok.. Ses çıkaran topuklulardan değil ayaklarındaki, sessiz sedasız geçiyorlar gözler önünden, yalınayak... Görmesini bilmeyen gözler cellat, Leyla darağacında... Görmedikçe bir tekme daha bacağı kırık sandalyeye, anlamadıkça bir daha.


Bir sevip bin ölenlerden onlar...