Wednesday, March 22, 2006

mor salkımlı sokak



Bu akşam da sensizliği anılara sarıp içtim...
Kaybettikten sonra anlıyor insan,

Meğerse hiç kimseyi senin kadar sevmemişim...

Bir dönsen,
En güzel yerinde biten bu rüya yeniden yaşanır istesen.

Yıldızları sermez miyim ayaklarına,

Geldiğin yollara toz olmaz mıyım.

Yine şafak söküyor,

Uykuların unuttuğu gözlerim, yine tavanda.

Ne vardı diyorum,

Ah bir dönseydi son anda...

Şarjörüne hasret sürdün sazımın,
Şimdi hüzün işgalinde yüreğim

Ve ben hala mor salkımlı o sokakta, bıraktığın yerdeyim...


Seni düşündüm de çıldırdım yine
Kahrettim seni benden alan geceye
Seni sordum yastığıma, seni sordum boş odama
Hesap sordum yumrukladığım duvarlara

Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut

Okşa yine saçımı, dizinde uyut

Ne çok severmişim gidince anladım

Bu serseri gecelerde sana ağladım...

Sunday, March 19, 2006

Bu anneler bazen ne kadar garip oluyorlar..:)..Dün Burak'la, ki kardeşim olur kendisi, otururken bilgisyarın başında annem geldi. Garip bir küskünlük ifadesi vardı yüzünde.Ne oldu anne falan dedim..Biraz sonra tabi olay açıklığa kavuştu..Bu arada burada anlatırken olayı bir gizemli hale getirmek isterdim ama öyle yeteneklerim yoktur.Pat diye giriyorum konuya o yüzden.:) Neyse sonuçta yüzündeki ifadenin nedeni benim blog u bir süreliğine gezmesiymiş.Daha da doğrusu Burak'ın babaanneme yazdığım yazıyı ona gammazlaması..:)..Ah annecim yaa!!..Kıskanmışşşş..:D.
'Büyük reis' başlıklı 1 Mart tarihli yazımda babaannemden dem vurarak birşeyler karalamışım..Annem de tabi gelip neden bana hiçbirşey yazmıyorsun da hemen babaannene yazmışsın dedi."Tövbeler olsun!!" yaa buna mı darılmıştı şimdi...( Bu arada tırnaklı sözün patenti yunus a ait, kullandım kusura bakmasın ama kaynak gösteriyorum:p)..Bahsi geçen yazıda bana hitaben söylenen ve benim çok hoşuma giden bir sıfattan bahsetmiştim.. Büyük reis bana hep "papatçam" der de.. Ben de anneme söz vedim ona da birşeyler yazacağıma dair....
...
.....
.......
.........
............
...............
..................
.....................
Anneciğim bana küçüklüğümden beridir "pastak suratlım" derdi..Onların, benim kendi aklımca çözemediğim bu tarz söylemleri vardır..Anlamını kendileri bilir mi ondan da açıkçası emin değilim.Sonuçta annem söylediğine ve beni bu şekilde sevdiğine göre iyi birşeydir deyip kendimce anlamlar yüklerdim buna.. Kesinlikle iyi birşeydi tabi ki ..Bunun aksi olabilir mi.Benim biricik annem bana kötü birşey söyler miydi..Ahhh ne çok yanılmışım..:)))...
Birgün güzelce kahvaltı ettiğimiz bir sırada bir arkadaşımdan bahsediyordum..Tatlı tatlı anlatırken annem birden "heee, o pastak suratlı çocuk mu bu bahsettiğin??" demez mi...Hem de beğenmez bir ifadeyle...Nasıl bir dumur yaşadığımı anlatamam size..Anne dedim sen hep bana pastak suratlım demez miydin...Nasıl bir aldanıştır bu yarabbim...Annem ilk önce inkar etti, bana öyle hitap etmediğini savundu ama sonradan onu bana kullandığında iyi anlamda kullandığını iddia etti..Ama ilk duyduğum andaki dumuru kesinlikle anlatamam..Dondum kaldım tabiri caizse..İlk önce doğru mu duydum acaba dedim, sonradan olayın idrakine vardım..Demek çocukluğumdan beri nasıl bir yanılgıyla büyümüşüm...:)
...
.....
.......
.........
...........
.............
...............
.................
Heh anneciğim yazdım işte..İçin rahat etti mi..Ne olurdu sessiz kalsaydın ne ben öğrenseydim ne de buradakiler böyle saçmasapan bir yazı okumasalardı..:)..
Yok annem yaa der miyim ben sana hiç öyle..İşin şakası o..Beni ne maksatla ne şekilde ne anlamda sıfatlandırdığını çok iyi biliyorum ve eminim ki sen de biliyorsun seni ne çok sevdiğimi... Bu da böyle hoş bir sada olarak kalsın burada, güzel bir anekdot olarak..Gün gelirse unutmayalım diye.;).."Pastak suratlın" seni de çok sewiyo...(he bir de son birşey, büyük reis e yazdıklarım konusundaki alınganlığında ciddi olmadığını, takıldığını biliyorum...yanlış anlaşıldığını düşünme lütfen..:))


Wednesday, March 15, 2006

zifiriden almış demini




Kararsızlığın dibine vurdum.Bir dost eli bile uzanmaz mıymış böyle durumlarda..Ya da uzanan eller bile yetişmez miymiş çaresizliğin menziline..


Sınırda silahlar çekilirmiş, geçenler vurulur muymuş...Gelene git mi denirmiş bu memlekette..

Kuyunun dibine çökmüş katran siyahı bir çare insanın eline yüzüne mi bulaşırmış buralarda..

Ağlayan gözlere mendil teklif edenler, ne kadar ağlayanı düşünürmüş, ne kadar kendini...Herşeyden bir çıkar beklenir miymiş...

Neden gün doğmazmış ki burada, en dibine vurduğum için mi kararsızlığın...Burası herşeyin en sonu muymuş acaba, ya da daha kötüsü de olabilir miymiş...

Darladığı zaman vakit, kim ters çevirecekmiş kum saatini..

Buralarda insanlar kendilerinden başlarını çevirip etraflarına bakarlar mıymış.. Gördüklerine de inanırlar mıymış, zahiriden çıkıp geldiklerine..Siluetten ibaret olsa daha mı gerçekçi olacaklarmış, karşılarında dimdik durunca ürkütücü mü gelirmiş burada yaratılan bedenler..

İnancın sıfırın altında olduğu, iç ürperten bir soğuk mu işlermiş burada ciğerlere..Çürümüş ciğerlere dolar mıymış imitasyonu oksijenin..Yoksa oksijen diye bir aldatmaca mı varmış...

Neden nefes aldıklarını bilirler miymiş bu insanlar..Yoksa refleksten öteye geçmeyen bir olgu muymuş..İstem dışı yaşayıp, istem dışı mı ölürler miş yada istem dışı sevip, yine öyle mi ayrılırlarmış...

Ne söylerlermiş pamuk ipliğine bağlı aşklarına..Giderken söylemeye değecek bir söz bulurlar mıymış, yoksa bu da mı irade ötesi boyutta yaşanırmış...Gerek duyarlar mıymış zahmet etmeye, ağızdan çıkacak hoş bi kelama susamış gönlüne bir damla hoş sada bırakmak için sevinin...

Kararsızlığın dibine vurdum..Yok burda gücü yeten en zifirilere..Ne ben koştum da yoruldum, ne de birileri peşime düşüp de halden sual etti...Ben adımlarken düştüm... Tökezledim, neler varmış önümde görmedim..Daha yürümesinden habersiz koşacakmışım, bilemedim.. Ne birileri bağırdı arkamdan, ne ben dönüp baktım.. Rehberim olmadı en bilindik dedikleri yolda..Ya bildiklerini sandılar ya da ser verdiler yalnızca..

Bıçak açmayan ağızlar gördüm, mühür tutmayan mahremler...Tersine giden film şeritleri vardı, hariçtekilere inat...

Kararsızlığın dibine vurdum..Nasıl vurmayaydım...Dedikleriyle yaptıkları henüz tanışmamıştı buradakilerin... Birbirinden habersiz seyrediyorlardı en ıssız yollarda..Issızlıkta dahi seslerini duymuyorlardı ufacık da olsa..

Bıçak açmayan ağızlar vardı bu memlekette..Tersine işleyen bir düzen, mühür tutmayan mahremiyetler, inadına yaşamak vardı burada...

Bir de ben vardım ama tek ben bilirdim bunu, dibine vurmuştum ya birşeylerin... Ne sesimi duyan vardı bu memlekette ne de gücü yeten zifirilere....

Sunday, March 12, 2006

Aşk senin adın..

"Adını aşk koyup da sonsuzluğa nakşettiklerimize..."

Vurur o soğuk akşam vakti

Sevişirken rüzgarla

Bomboş sokaklarda yalnızım bir başıma

Zaman akmaz sanki yalnızlık sarar birden

O zaman hayal olur kaçarım bu şehirden


Bana seni seven bir kalp bile bırakmadın

Senden bu acının hesabını hiç sormadım

Eğer senin için bir intikam peşindeysem

Tanrım beni cehennemde cayır cayır yaksın


Yeter sana güzüm yok demiştim inanmadın

Affet beni deseydin kollarında ağlardım

Oysa bana yalan söylemiştin hatalıydın

Geçer demek inan zor çünkü aşk senin adın...




Bu aralar dilime pelesenk olan bir şarkı..Çok hoş gerçekten..Alex söylüyor ve dinlemeye değer olduğunu düşünüyorumm..Bu arada albümünün de bayağı başarılı olduğunu duydum...Benden söylemesi ama bu şarkıyı hiç dinlemediyseniz, en azından bir kere rast gelin derim..

Saturday, March 11, 2006

tezatlar ayrılmadıkça..

Keşke hiç yazılmasa bu satırlar..Gidişler olmasa da gelişler bize kalsa..Yarini almasa da yanına biz kendi sevimizin gelişini kutlasak...


Yakınımdasın ya uzak olman ondan koyuyo...Tezatların kötü birlikteliği...Keşke hiç olmasa..Birleşmeseler...Bir araya gelemeyen onca güzelliğe inat kucak açmasalar birbirlerine..Sen çizmişsin yolunu, gidiyorsun..Görmüyorsun ki yanında kim var kim yok..Basmışsın pedala hızla çeviriyorsun...Koşturuyorum ben de işte peşinden..Son bir nefeste sana ulaşır mıyım acaba..Ya da durup bekler misin bir yerlerde beni..Belki de, her zaman olduğu gibi, beni beklediğini sanırken, son nefesimde biriktirdiğim umutla, yine onu alırsın yanına ve devam edersin arkana bakmadan.. Bilemezsin ki artık gücüm tükeniyor..Bilemezsin ki seni ne kadar çok seviyor...Herşeyi yapıyor da sana ulaşamıyor..Gidersin onunla ve bakarım arkanızdan..Bakarım da ne gelir elimden, gülümserim yalnızca..Bilmeyesin çaresizliğimi..Biraz gerilerden gelirim biçare bir tedbirlilikle..Döner de bakarsan arkana ve görürsen ağladığımı sanasın ki onlar gözyaşlarım değil..Sen yanlış görmüş olmalısın bu kadar uzaklardann..Ağlıyor olamaz değil mi o hep sana gülen gözler..Hadi yine oyuna çağır onu, nasılsa oynayacağı bir rol vardır onun da...Moliere Cimri yi yazar da kader yazamaz mı bir mutluluk oyunu..Ne de güzel oynar değil mi seninle bunu..Hadi bir sor nasılsa kıramaz seni..Ama gözyaşlarını mutluluktan diye yutturmalısınız..Ne kadar da içten desinler.."Sahi" ci gibi..Çok yoruldu ama..İçi acıyor biliyor musun..Tek tek hücrelerde hissedilir miymiş yangını..Tek tek yakıyor herbirini...Pedala her basışın yakıyor da kor ediyor..Sen görmüyorsun..Çünkü gülüyor yine..SEn bilmeyesin..Ağladığını da görmeyesin diye mesefeler koyuyor aranıza...


Bitiyorum anlamıyorsun..Bitiyorum yavaş yavaş..Çek git lanet olsun..Yakınla uzak ayrı dursun birbirine..Kavuşamasınlar ben sana kavuşamadıkça..Çek git ki yakınlığın uzaklığını saramasın daha fazla..Birleşemesinler onlar da..Çek git gelemiyorum bundan öte..Çünkü gün batarken de doğarken de yakının uzağına dolanıyor ve çünkü artık son gücünü de son nefesiyle birlikte veriyor...

Monday, March 06, 2006

ben senden gittimmm..


Kime, ne için, ne zaman, ne sonucu yazıldığını bilmediğim bir yazı..Muhtemelen esmişler yine...

Sırtımı dayadığımda yıkılmayacağını bildiğim birilerinin olması çok güzel..Daha da önemlisi sırtımı rahatça dönebileceğim, arkamdan vurmayacak insanların olması... Güçlü birilerinin...Öyle sağlam hissediyorsun ki kendini, herşeye, herkese kafa tutmaya başlıyorsun..Korkuyla küs yapıyorsun bir süre.O sana hiç uğramıyor, sen de onun yüzünü dahii göremiyorsun..Herşeyden sakınacağını biliyorsun çünkü meleğinin seni..Kim gelirse gelsin o duvarı aşamayacağını, seni incitemeyeceğini, incitenlerin de eninde sonunda o meleğin gazabına uğrayacağını biliyorsun...Acımasız bir düşünce de olsa, incinmek kötü birşey ve bir kez incindiğinde unutması kolay olmuyor...

Öyle gördüm ki seni, öyle hissettim ki hiç devrilmeyecek gibiydin..Dimdik duruyordun karşımda..Güven veriyordun, huzur saçıyordun..Çepeçevre sarmıştın beni bir kale gibi...Öyle olmalıydın da zaten.."Ne olursa olsun ama sana olmasın." dı istediğim..İşte o kale ki dışarıya korku salarken içinde huzur barındırıyordu..Sıcacıktı...Ben onun içindeydim, o benim gözümün gördüğü her yerde..Başka görebileceğim hiçbirşey bırakmamacasına...Kör olurcasına... Herşeyden soyutlanırcasına...Anlayışlıydın sen..Hem de çok...Açık bir kapın olurdu hep anahtarı bana teslim...İçerden dilediğimce çıkabiliyordum ama kimseyi sokmuyorduk mabedime..Cesaret veriyordun..Birşey yapacağımda aklımda sen...Keşke yine yanımda olsan..Keşke yine yaparsın desen...Ellerimi tutsan, gözlerimin içine baksan ve "BEN sana güveniyorum.." desen...Başka kimse güvenmese hatta o andan itibaren..Ama keşke şimdi yine bilsem ki sen hep varsın bir herhangi birşey ötemde...Öyle ihtiyaç duyuyorum ki bazen buna.Hep keşke diyorum o zaman ve neden...Kendim ettim ve sonunda da kendim bulacaktım tabi ki ne bekliyorum ki...Şimdi yoksun ve ben korunağımdan çıkıp çırılçıplak kalmış gibiyim..Ama hala korkmuyorum...Çünkü ben senden gittim...Sen hep benim yanımdaydın..Hala da yanımdasın biliyorum...Madden yok da olsan, sığınağımdan çıkmış da olsam, çırılçıplak da kalsam biliyorum ki benim için dua eden bir meleğim var...Tüm bunlardan sonra mutsuz muyum...Kesinlikle hayır..Sadece biraz suçlu hissediyorum kendimi..Sen bana güvenip de anahtarları teslim ettiğinde hiç gideceğimi düşünmemiştin belki de..Birgün gidip de dönmeyeceğimi..Bunu bile o kadar anlayışla karşıladın ki bir kat daha suçlu hissettim kendimi..Ama biliyordun sebepler olabileceğini...Konuşmadan da anlatabiliyordum sana bazı şeyleri..Sen de hiç sormuyordun, yalnızca anlıyordun... Yaptıklarımdan dolayı pişman olmamayı sen öğrettin bana..Bazen keşke de desem, asla pişmanım demiyorum...Bana bıraktıkların hala benimle...Sen de benimlesin... .... ...
Biliyorum....!!!!......Ama ben sende olamıyorum......

Saturday, March 04, 2006

7/24


24 saat sıcak su....Hımmmm!!! Dahicee :p

Thursday, March 02, 2006

papatyalar konsun saçlarımıza..



Çok sıkıldım yaaa...Keşke yine papatyadan taçlar yapsan..Keşke yine güldürsen beni..Dönüp arkamızı çekip gitsek eskilere..Hiç dönmesek sonra bir daha..Orada yaşasak..Sen yine bugünki gibi olabilirsin..Sen hiç değişmedin zaten.Ama bana izin ver.Ben tamamen zamanı yaşayayım...Orada kalayım.Orası olayım ama ben olmayayım...Sonra sen yine bugünki sen ol..Ve bana izin ver.....

Keşke yine papatyadan taçlar yapsan.. Kırçiçekleri toplasak yine...Tüm sevgimizi onlarda muhafaza ederek yaklaşsak..Öyle hiç kırılmıyorum biliyor musun..Ve kırmıyorum seni de.Onlar herşeyi en iyi şekilde ayarlıyorlar..Kırçiçeklerine yolu düşenler sert olmuyor daha fazla...Korkutmuyor.. İncitmiyor... Sonra papatyalar takılsa gözümüze.. Kırçiçeklerinin arasından gülümsese bize en aşina olduğumuz şekliyle.. Dönsen bana hafif bir tebessümle ve sorar gibi.. Keşke yine güldürsen beni... Kıyamasak papatyalara.. Tüm bencilliğimle ben hepsini kendime istesem ve sen hatırlatsan bana içlerinde sakladığımız sevgimizi... Kıyamasak papatyalara ve kıskansan sen yine onları..Çok hoşuma gidiyor papatyaları kıskanman..Bir tek onlarla paylaşabilirim seni..Çünkü sen de bir tek onlarla paylaşıyorsun beni.Tek ihanetim papatyalarla.. Çoğu zaman da senden bahsediyoruz zaten. Ben onlara soruyorum, onlarsa bi seviyor diyorlarsa bir sevmiyor diyorlar. Sanırım bu da onların bana tek ihaneti.. Belki de dalga geçtiğimi düşünüyorlar cevabı belli bir soru sorarak..

Keşke yine papatyalardan taç yapsan..Keşke yine güldürsen beni..Dönüp arkamızı çekip gittiğimiz eskilerden dönmesek.. Kırçiçekleri bırakmasa bizi.. Küsse papatyalar.. Ben papatyalara dayanamasam, sen bana...Dönmesek geri..Sen yine eski sen olabilirsin ama ne olur bana izin ver...Çok sıkıldım...

Wednesday, March 01, 2006

büyük reis...



Canım Babaannem!!!

Kendine ait söylemin, kendine ait yaşam tarzın, o yaşama sığdırdığın ve eklemeye devam ettiğin türlü türlü şey, çatındaki tavukların, bir an bile yanından ayırmak istemediğin evlatların, torunların ve her zaman en çok sevdiğim dediğin "papatça" n...
Evet papatçan istedi ki bu yazı "büyük reis" e ait olsun. Papatçan istedi ki hem kendinden hem de babaannesinden birşeyler harmanlansın burada ve her zamanki gibi beraber olsunlar..Babaannesi burada da kucaklamak istesin papatçasını. Bilerek olmadığını biliyorum ama iyiki böyle demişsin bana, iyiki böyle seslenmişsin..En sevdiğim çiçekle özdeşleştirmişsin beni. Ve iyiki bu deyişlerinden ötürü hiç kendini düzeltmeye çalışmamışsın....Sen böyle güzelsin Gülizar Sultan...İsmin gibi güzelsin..Gül bahçeleri kadar güzel..
Hiç gitme bir yerlere olur mu....Sakın bizi bırakıp da gitme...

Çünkü;
PAPATÇAN SENİ ÇOK SEVİYOR!!!