Sunday, March 25, 2007

insomnia...

Bu resimdeki güzel şeyin sahibesi kesinlikle benim demek isterdim ama malesef yaratılırken o kadar şanslı olanlardan değilim..
Benim şansım o aşamadan sonra başlamış..:D
Neyse...
İnsanın böyle güzel gözleri olunca tabi ki kapamak istemez..
Şimdi şu kız dese ki ben insomnia oldum, eeeee sen olmayacaksın da ben mi olacağım diyebiliriz...
Bana ne oluyor ben onu anlamıyorum..
Artık nasıl bağladıysam bu durumu hastalığa, klavyenin tuşlarını bir de bunun sebeplerini araştırmaya kullanalım dedim...
İnsanı acaba dedirtecek kadar şüphelendiriyor bu bilgiler de yahu..
Yani dön o tarafa dön bu tarafa nereye kadar...
Ayrıca bu insanlar günün akşam üzeri diye adlandırdığımız bölümünde kısa periyotlu bir uykuya da dalarlarmış ve tabe gece malumunuz olduğu üzere gözler sonuna kadar açık..
Bunu, tabi ki yine tahmin edebileceğiniz gibi, tetikleyen şeyler benim baş besin maddelerim: kafein ve çikolata...
Nasıl vazgeçilir ki ama bunlardan da canım, hem bunları kullanıp da gece horul horul uyuyan binlerce tiryaki var değil mi ???..
Bu sebep olamaz, başka birşeyler olmalı..
Bakındım strese de bağlanmış, duygusal gelgitlereee, sonracığıma fiziksel de bazı sorunlar olabilirmiş...
Acaba farkında olmadan psikolojim mi bozuldu, ya da duygusal gelgitler mi yaşıyorum?..:(..
Bu da farkında olmadan nasıl olur ki..
Bir de bu hastalığın bir sonraki boyutunda insan depresyona sürüklenebiliyormuşş..
Buna bir anlam veremedim açıkçası. Depresyondan mı oluyormuş, yoksa depresyona sebep mi oluyormuş..?.
Bu da muamma..
Neyse bunu da geçtim..
Yatağımı gördüğümde aklıma sadece yatmak ve uyumak geliyor mu diye düşünüyorum da nasıl olabilir ki, şu laaanet yurt odasında ki burası bir apartman dairesi(!), oturacak bir koltuk bile koymamışlar..
Dolayısıyla kendisiyle gün içerisindeki münasebetimiz de oldukça sağlam..
Şimdi yapmak gereken nedir yani??
Çikolata yok, kafein yok..(!!!)
Yatakta, yok ben televizyon izlicem, yok bilgisayarım burda kalsın ben chatimi burdan da yaparım, yok kitabımı da şöyle uzanıp da okusam ne güzel olur, falan gibi aktiviteler yapmak "kesinlikle" yok..
Oldu olacak yemeği de yatakta ye..
Sonracığımaa;
gün içerisinde uyumak yok...
Mümkünse bir bardak süt içivermek lazım(bööggk:( )..
Bir de tabi ki erken yatmak ve tempo yakalamak...
..
..
..
Sanırım bunları yapabilsem zaten uyuyabilirim..
Daha birçok sebep ve çözüm var da fazla ayrıntıya girmemek lazım.
Zira benim böyle güzel gözlerim yok, dolayısıyla çok şükür henüz insomnia da değilim... ;)
....
....




Thursday, March 22, 2007

sana dönmek her defa...

-O..-

Çıkmaz gibi durup yine sana
varan bir eşiğin daha önündeyim.
Hayata gözlerini kapamış olmak da
çare değilmiş..
Görmeden de yaşayabiliyormuşsun birşeyleri.
Bir eşikten daha adımını atıp da
yine sende açılabiliyormuş
gözlerim yaşamaya.
Nefes oluyorsun rüzgarla birlikte.
Hep essin istiyorum hep sen ol içimde.
Hep yaşat beni.
Yaşama kapanmasın gözlerim.
Çıkmaz sokaklara dalıyorum...
Bağlantılarım kesiliyor,
kelimelerim yetmiyor,
sözlerim hep eksik.
Hiçbirşey bilmiyorum ki ben halbuki.
Boş birer çaba
kurulmak isteyen cümleler..
Yüklemlerim var benim hep,
zamanları belirsiz..
Öznelerim bile gizli değil,
açık da yazamıyorum.
Ne var ne yok lar.
Hiçbirşey bilmiyorum ki ben halbuki.
Neden cümle kurmaya çalışıyorum ki.
Sadece yürümeliyim ben aslında..
Bütün yollar sende kesişmiyor mu nasılsa..
Sende biter yolculuklarım yine
ve sende eser vuslat havası.
Nefes olur-sun- bana
ve ben yine yaşamaya devam ederim
gözlerim hayata kapalı,
sana açık...
Ve ben yine devam ederim
hiçbirşey bilmemeye......

Tuesday, March 20, 2007

kız sen istanbul un neresindensin....


İstanbul dan bu kadar ayrı kaldıktan sonra
birkaç tane fotoğraf görmek bile insanın içini bir hoş
eyliyor..
Fotoğraflara bakmak ve bununla yetinmek zorunda kalmak da cabası..
Ama nedir??
Gün sayıyoruz ki umut tazelensin ;)...
Görüp görüp de, "yok yaa bu mudur yani" demiyor muyuz,
İstanbul muş kardeşim aldığımız nefes...
Abarttığım düşünülmesin,
hangi aşığına sorsanız aynı şeyi söyler.
Heyhat ki çok rakibim var....
Her neyse; aslında bu değildi mevzu bahis olan şey.
Aslında tüm demek istediğim bir şarkıdan ibaretti.
Öncelerden bilip de bugünlerin sesinden tekrar hayatıma giren o çok cici şarkı :
"Kız sen İstanbul un neresindensin?"..
Aslan kişiliğinin etkisi altında kalıp, fena halde üzerime alınarak vakit geçirdim...
Şımarıklığın son hadlerindeyim artık,
haddini aşması çekincem.
Ama kendime armağan edecek başka birşey bulamadım
ve bu aralar böyle birşeye ihtiyacım var sanırım. :)...
Hoş görün artık ne yapalım.
Bir süre kendi halime kalabilirsem ve bir süre kafa dinleyip,
böyle küçük şeylerden zevk alır mutlu olursam
ve bir süre daha bu şarkıyı yüzümde ufacık da olsa bir tebessümle dinlersem ne mutlu bana...
Ama güzel olmuş be, hadi açın sesini de eşlik edin bana...:D
**********
duruşun andırır asil soyunu
Hisar, Kuruçeşme, sahil boylu mu
Arnavutköylü mü, Ortaköylü mü
kız sen İstanbul un neresindensin?
*
*
*
*
Kız sen İstanbul un neresindensinnn?? ;)
**********
(sefarad söylemişşş:D)

Monday, March 19, 2007

.....

-O..-
Yazmak istediğim anda birşeyler karıştı içimde, yine birşeyler bir yerlerde düğümlendi ve her zaman olan şey oldu.. Artık yadırganmaması gerektiği halde, hala bir yabancı gibi karşılanan halet-i ruhiye.. Sevmiyorum seni diye yazacakken "m" ye elin gitmemesi tesadüf olabilir mi... Ben senden beklerken, senin de benden beklemen ya da birşeyleri.... Tesadüfler mi yönlendiriyor bizi ya"hu".....

Neyse yine vazgeçtim....:(

Sunday, March 11, 2007

sevmiş ki hem de ne....

-O..-
Ksıım kısım yanan bir mektup kağıdı... Tek tek uçlarından tutuşup da en ortaya geldiğinde elde küle dönüşen. O kadar kıymetli ki; el, yansa da atamıyor üstünden.. Deli desen değil, delidivane... Bırak desen hayır, berabercesine ve ölümüne...

Sevmiş ki hem de ne.

Yandıkça yanan sevgisinin küllenişini yaşlı bir çift gözle paylaşıyor.... Hayatından birşeylerin çıkışı bu kadar zor mu olmalıydı diye düşünüyor. Neleri atmadı ki boşuna durmasın diye. Şimdi olan da bir temizlik mi bu şekliyle. İçindeki yangın da aslında avcunda yanandan yansıma mı... Gerçek gibi ama ne dese bilinmez...

Sevmiş ki hem de ne...

Her denilenden anlam çıkarıp da birşeylere el attığından beri sevmiş. Yeni birşeyler olmalı dediğinden, cesaretlendirildiğinden, derininde bir yerlere illa ki birşeyler sokuşturulduğundan beri sevmiş..

Sevmiş ki hem de ne...

Şimdi bu ne peki. Neden vazgeçtim diyor ve "ne" den vazgeçtim diyor bu.. Yanmayı bu kadar mı hakediyor... Kendi kendine yansa iyi, yanında neler de götürüyor böyle. Neleri yakıyor... Harlandıkça daha da sıkı tutuyor elleri ve küllendikçe daha destek bir diğeri, dökülmesin diye.. Çünkü sevmiş,

sevmiş ki hem de ne...

Kırsa da dökse de, yansa da küle dönse de, vursa da dökülse de ve sevse de sevmese de........... O yine de.... Sevmiş.....

Sevmiş ki hem de ne!!!