Monday, July 20, 2009

artık zamanı... işte bugün özlersin...anadan babadan yardan, diyardan öte İstanbul !

"Bir gece vakti İstanbul’u özlersin
Ne kadar vefasız olsa da
Kart bakıılarını kaldıramazsın
Başka şehirler seni sıkar
İstanbul dersin de
Mühürlenir dudağın
Işıltılı akşamları canlanır ansızın
Bir martı olup uçmak istersin
Ama ne yapsan da faydasız
Değil mi ki terk edip geldin güzeller güzelini
Girdin bu kart şehrin koynuna
Unuttun İstanbul’u
Ve rahat uyandın sabahında
Anmak çaresiz artık
Çılgın sevdalara dalmak da… "

Thursday, June 11, 2009

ceviz kırmak...

Kıramıyorum işte...
Öylece yatıyor avcumun içinde, dikmiş bal gözlerini bana bakıyor.
Sert kuşanmış bir de
Tek başına olmuyor, tek başıma kıramıyorum.
Yanına bir tane daha koyuyorum o yüzden, tıpkısının aynısı gibi
Aslında değil; onun gözleri daha bal, beli daha ince, kıvrımları belirgin.
Babam böyle yapardı diye geliyor aklıma,
Zaten babam yapıyorsa vardır bir hikmeti...
İkiden fazlası sığmıyor ele avuca,
Vurduruyorum birbirine ama
Yok !!!
Hala öylece yatıyor avucumun içinde, dikmiş bal gözlerini bana bakıyor.
Kıramıyorum işte,
Kıramıyorum ben bu cevizleri ...

Tuesday, June 09, 2009

incinen ayağım benim, burası değil...

Şimdi bu durumu bilmeyenlere anlatanlar var ya, onlar artık isyan etmekte olabilirler ama bu naz değil niyaz değil. Bu çok çaresiz birşeymiş. Saplandım kaldım buraya garip bir şekilde.

Uzaktayken hasta olmak, uzaktayken sıkkın olmak, uzakta olmak yalnız başına, yalnızca uzakta olmak...

O kadar çok şey var ki aklımda; zamanı gelecek diye geçemiyorum, his deyip atamıyorum yada ne bileyim belki de aklımda yer etmelerini seviyorum. Yada çok fazla kendimle kalıyorum. Belki çok fazla solumamalıyım cıvıltısını meydanların, koklamamalıyım serinliğini fıskiyenin, bakmamalıyım elele tutuşmuş şu çifte, sus demeliyim fısıldayan bu seslere. İçimi doldurmasınlar, kalan zamanlarımı harcamasınlar istiyorum. Beni benimle bırakmasınlar ama yanımda da durmasınlar, görmeyeyim onları istiyorum. Kendimi ne bulmak ne de kaybetmek istiyorum.

Yapabiliyor muyum? -Yapamıyorum...

Bunları başka bir zamanda başka bir yerde de yazdım sanki. Kuştum o zaman, bu kez de uçamıyorum diyordum, kanadımdan dem vuruyordum. Boğazıma takılanlara laf atıyor, uçup kaçanlara kızıyor, kendimle kavga ediyorum. Demek ne olursa olsun aynı şeyi durup durup yeniden yapıyordum.

Baktım gördüm;

Bir de annem varmış bugün, hep olduğu gibi. Sıcak kucak, ılık ses, soğuk nefes, buzdan inat... Mesafeye aldırmadan sıcacık kucagında sarmalıyormuş, ılık sesiyle telkin edip soğuk bir nefesle iyileştiriyormuş yaralarımı beyhude bir çabayla... Uyuşan yara ardından çözülse de kırılmıyormuş inadı. Annem!!! Yine ve yeniden tekrar tekrar, ne kadar gerekiyorsa, gocunmadan... En çok burada boşluk yaratıyor bedenimde bu huzur, en çok buradayken dokunuyor duyduğum o ılık ses, hoş nefes...

Sevgilimmiş, herşeyimmiş, birtaneymiş bir de... Onun yerine üç tane nokta. Meydanlardaki yalnızlık, fıskıyenin çırpınışı, elele tutuşan çiftteki serzeniş, içimdeki fısıltılar. Hepsi üç tane nokta "..."

Herşeyden parçalar koparmışken, ben yapabiliyor muyum? -Yapamıyorum.

Thursday, January 22, 2009

... :( ...

Bazen daha fazladır herşey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam...
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor

Saturday, November 08, 2008

ilk göz ağrısı...




Bir süredir beni merak ettirip de gurbet ellerde canımı çıkarttığı albümünü sonunda yayınlaşmış bulunmakta canım kardeşim :p

Buyrun linkte:

http://www.burakkuscu.blogcu.com/












Thursday, October 09, 2008

bende kalsın...

Sana açlığım doymuyor inan
Güçlü olmak bile yetmiyor çoğu zaman...
***
Son bir defa kokunu bırak
Hayalini ver böyle bırakma
Sana açlığım doymuyor inan
Güçlü olmak bile yetmiyor çoğu zaman...
***
Uzaklara gitsem dağları da aşsam
Bırakmıyor beni sevdan
Ürperişler yetmiyor
Seslenişler bitmiyor
Birşey içimde dinmiyor durmuyor...
***
Çığlıklarım duyulur belki
Zamanlar siler bütün izleri
Korkular bitip tükendiği gün
Savaşım biter başlar dönüşüm
***
Uzaklara gitsem dağları da aşsam
Bırakmıyor beni sevdan
Ürperişler yetmiyor
Seslenişler bitmiyor
Birşey içimde bitmiyor yitmiyor...
***
Sana açlığım doymuyor inan
Güçlü olmak bile yetmiyor çoğu zaman...

Thursday, October 02, 2008

123<<<>>>321

Aynam olman için "aynım" olman gerekmiyor ki...
Seni seviyorum!
Ben, içimi görüyorum "içine" baktığım gözlerinden...
Ben, sana bakıp hatta,
Kendime çeki düzen veriyorum!
Aynı buluttan dökülmüş olduktan sonra...
Ve aynı fincanda "bir"leşebildikten sonra;
Ne farkı var farkımızın?..
Seni seviyorum!
Sonra, sorular zorlaşıyor...
Anlıyorum ki, iyice düşünmem lazım; kumbara mı değerli olan, yoksa içime düşen sen mi?
Düşünmen lazım senin de;
Yazılmışsam... Ortasından öpülüp, ucundan yakılmışsam...
Ve, konmuşsam içine;
Adresimden başka gideceğin yer var mı?
Bilemiyorum...
Sanıyorsun ki; seni deliler gibi sevmem için, tıpatıpın olmam gerekir.
Yanılıyorsun!
Bunu deliler bile biliyor. Söylüyorum; duymuyor musun?
"Gördüm... Dokundum...Ve dedim ki: Seni seviyorum..."
İşte bunu düşünmeden söylüyorsam yanlış oluyor; ama bilirsem, bil ki yalan söylüyorum!
Sana benzemem gerekmiyor seni sevmem için...
Seni görmem, sana bakmam, sana dokunmam da gerekmiyor...
Ben gözlerinden baktığım zaman içine; içimi görüp, kendime çekidüzen veriyorum...
Seni seviyorum...
Ve işte söylüyorum:
Aynam olman için "aynım" olman gerekmiyor ki...
Ve üstelik bir de aynı buluttan dökülüp, aynı kapta birleşeceğimizi de bildikten sonra;
Ne farkımız kalıyor ki birbirimizden?
Ve hangi yol kalıyor ki;
Sevmekten başka ?

Tuesday, September 30, 2008

optianna....

Güneşin olsun gönlünde
Kar bile yağsa
Ya da fırtına olsa.
Gök bulutlarla
Dünya kavgayla dolsa
Güneşin olsun gönlünde.
O zaman gelsin ne gelirse
Doldurur ışıklarla en karanlık gününü
Bir şarkın olsun gönlünde
Sevinçli ezgilerle
Seni günlük tasalar boğsa bile
Bir şarkın olsun dudaklarında
O zaman gelsin ne gelirse
Yardım eder atlatmaya
En yalnız gününü
Başkaları için de bir diyeceğin olsun
Tasada ve bunalımda
Ve seni mutlu edecek herşeyi
Söyle onlara da
Bir şarkın olsun dudaklarında
Yitirme sakın cesaretini
Güneşin olsun gönlünde
Ve herşey iyi olacak...

Thursday, August 21, 2008


Saturday, April 26, 2008

Kırmızı cepli paltonun kalbindeki minik anahtardan bir damla gözyaşı aktı defterin kilidine.

Yağmurları yaksın diye ellerine uzandı satırların.
Yolların akmadığı, sokakların çıkmadığı bir muhit.
Bir gölge; çokça belli, biraz belirsiz...

Ellerini gördü gölgenin; tereddüt dolu elleri.
Bir anda hatırlayabileceği gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı ellerine.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.


Dokundu satırlara, gözyaşlarını sildi her hecesi.
Satırlar onundu; bunca zaman susmuş, susturulmuş bu satırlarda elleri kokuyordu.
İçine çekmek için eğildi yeniden, göz göze geldiler...

Gözlerini gördü gölgenin; üzgün bakan gözleri.
Bir anda hatırlayabileceği gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı gözlerine.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Gözlerini kaçırdı, çok tanıdık geldi, hep yaptığını hatırladı.
Haksızlık ettiğini, gözlerini anlamaya çalışmadığını düşündü bir an.
Sonra anladığından korktuğu geldi aklına, anlamamayı istediği..
Yine kaçırdı gözlerini...

Dudaklarına indi gölgenin; suskun dudakları.
Bir anda hatırlayacağı gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı dudaklarına.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Söyleyecekleri vardı, söyleyemedikleri...
Sabrı öğrenmişti; acıydı ve bazen tatlıydı tecrübeler, yanarken de sabretmişti, sönerken de.
Yine bekledi, kelimeler dudaklarında şekillenirken 'sabır' dedi...

Sonra sesini duydu gölgenin; tanımı yoktu.
Bir anda hatırlayacağı gibi birşey değildi, kilit paslıydı.
İlk kez duymuşcasına dinledi sesi.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Duymak istemedikleriyle boğuştu bir süre, duymak istediklerinin yardımıyla.
Galibi mağlubu belli olmayan bir savaşa girdiler.

Tekerrür edecekti zaman nasılsa.
Gölge kimdi, neden bu satırlardaydı,
Ellerinin kokusu, üzgün gözleri, susmuş dudakları, içine akan sözleri...
Tüm bunlar hayatının neresindeydi öğrenecekti...

Duymak istediklerinin galibiyetiyle kendini yineledi zaman.
Dha evvel de böyle olmuştu demek.
İki çizgi arasına dizilmiş tüm bu harfler bu yüzden gizli mahzenlerin kapısını bu kadar zorluyormuş.
Gölgeye son bir kez baktı...
Artık sesini duymuyordu, dudakları kıpırdamıyordu.
Gözlerine baktı sonra, bu kez gölge kaçırdı gözlerini...
Ellerini tuttu ve gölge kayboldu...
Sessizce kapattı defteri, kilidi taktı ve kırmızı cepli paltonun kalbine bıraktı minik anahtarı.


Arkasına yaslandığında, yanında duran çekmeceyi açtı ve az önce seneler sonrasını hayal ettiği defteri çıkardı. Kilitsiz, anahtarsız, olanca gerçeğiyle uzanıyordu önünde. Tek tek açtı sayfalarını, gölge oradaydı; ellerinin kokusuyla, gözleriyle, sözleriyle... Tekleyen bir hafızanın dahi unutamayacağı kadar gerçek...