Monday, July 31, 2006

affedilmeyen...

Bilmeyeceksin
Ne düşündüğümü
Ne hissettiğimi
Affetmeyeceğimi
Bilmeyeceksin
Dumanlar başımın üstünde halka halka olduğunda
Aklıma geldiğini
Her aklıma gelişinde
Yine bir deprem yeri olduğunu
Affedilmeyeceğini
Bilmeyeceksin
Sarardığında baharlar
Başımın sola düştüğünü
Sol yanıma bir yaprak düştüğünü
Giderken buralardan
Düşlerimde neler olduğunu
Affetmeyeceğimi
Bilmeyeceksin
En güzel şiirlerimi de bilmeyeceksin
Bir gün oturup karşıma
Gözlerimde neler yazdığını
Artık okuyamayacaksın
Affedilmeyeceğini
Bilmeyeceksin
Seni sevdiğimi unutacaksın
Sonra da bilmeyeceksin seni sevdiğimi
Kalkıp giderken ardında neler kaldığını
Sormayacaksın
Önce merak etmeyeceksin
Sonra unutacaksın
Bilmeyeceksin
Kahramanlık ne çare
Elden gelmez namertlik ki
Bu can kaç ben taşır
Bilmeyecekler
Gelmez kalbine üflesem nefesim
Üflemeyeceğim
Bilmeyeceksin
Daha nice dağlara yetmez ki gücüm
Yazsam seni yağmura tükenmez ki içim
Bir gergef dokur ki yara içimde biçim biçim
Bu onulmaz yaralarıma bir kavlin kafidir
Söylemeyecek dillerim
Bilmeyeceksin
Daha da ötesi
Affedilmeyeceksin...
A.samet AKDEMİR

Saturday, July 29, 2006

lamba cini...


Susamları döküldü simidin
Hadi ucuza sat artık
Aşkın tadını kaçırıp
Beleşe verdiğin zamanlardayız...
Kandırma kendini
Hadi çık lambadan artık
Üç dilek tuttuk bekledik
İsyanlardayız...
Kime dostum dedin ki
Hadi itiraf et artık
Sırtından vurup giden
Kalleş sevdalardayız...
Attığın her adımda bir gölge
Hadi bir ışık yak artık
Son köşe de dönüldü
Biz henüz ilk kavşaklardayız...
Ardında kalanlara dön ve bir bak
Hadi kır esaretini artık
Allanıp pullanıp kamuya açılan
Gösteriş budalası, hayatlardayız...
Ne rüzgarlar hafife aldın
Hadi söyle savruldun sen artık
Geçer dediğin, fırtınalar kopardı
Cesaretinin yetmediği durulmalardayız...
Bir salıncak savurdun göğe doğru
Hadi itele de uçur artık
Üstünde hayatımız vardı
Sen aşağıda kalan oldun
Giden sensiz bir viran...
Göğe yükselen son duaydı ellerinden
Amin demeden son kez bak
Gün gelip de dönmeyen devranlardayız...
Kimbilir belki "biz" olamayız...

Friday, July 21, 2006

döneceksin diye söz ver...


Sırtını dönene el sallamak ne kadar kolay"?"
Kabullenebilmek yalnızlığını,
Gidişini sindirebilmek,
İnanabilmek terk edilişe...
Herşeye rağmen nefes alabilmek
Ya da aldığını sanmaya devam etmek bilinçsizce..
Ölüm bile çare değilken
O bihaber çekip gittiğinde
Ağlayarak gelişini dilenmek
Kandırmak kendini döneceğine dair
Ne kadar kolay...
Yakılacak bir mum alevi umut taşır o zaman...
Sevgilinin eline tutuşturulmuş hayali bir kibrit
Ve dualar yükselir ruhundan ahlarla bezenmiş
Üflemesin diye giderken dönüş umuduna
Bir söz vermesi beklenir vuslata dair..
Yüzüne söyleyemediğini arkasından haykırırsın biçare...
O gider aşk biter,
O gider hayat biter,
O gider sen bitersin.
Aşkın prangası kırıldığında
Yalnızlık çığlık atmaya başlar
Senin ellerin yetmez kulaklarını duymaz etmeye
Ellerini umarsın seni yüzünden mahrum edenden
Özlediğin zaman geri geleceği inancı
Ayrılığın yücelteceği safsatası
Ket vurur kızgınlığına..
Çünkü hala umutla bakıyorsundur ardından
Ve sonunda serseri bir hamle
Tek bir çığlık haykırır,
Son umut da kırılır...
...
"Döneceksin diye söz ver..."


Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver
Dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem herşey biter, yine başlar yeni baştan
Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...

Cemal cim bu senin için...

Sunday, July 16, 2006

rüzgar gibi geçti..


Selammm herkese...
Hımmm açıkçası çok fazla duramıyorum sanırım yazmadan.. Buraya gelirken hiçbir şey yazamayacağımı düşünüyordum ama büyük bir yanılgı içerisindeymişim, farkında olmadan..:) Neyse arkadaşlar bildiğiniz üzere dün konser vardı. Ge-ne-çe-te-re-ke-ce-le-le kapsamında yaz konserleri ilk ayağı Erdek teydi.. Veeee geçen sene ki harika Nil-Duman konserlerinden sonra büyük beklentiler içerisindeydim açıkça söylemek gerekirse.. Nitekim bu büyük beklentilerim de gerçekleşti.. Bu senenin ikilisi Nil- YALIN dı..(sanırım biliyorsunuz artık söyleye söyleye:))... Ya konser için söyleyecek tek kelime bile bulamıyorum, Yalın içinse zaten kifayete sahip kelimeler olduğunu sanmıyorum.. Bu arada korkarım ki bir iki Yalın konserine falan daha gitsem ya da birkaç yerde daha görsem adamı, kendi açımdan hiç iyi olmayacak :).. Neyse ne desem boş onu bilen biliyor zaten.. Ben hep çok şey yazmak için oturuyorum buraya ama olmuyor işte.. Herşey düğümlenip kalıyo.. Yine ne heveslerle geldim çöktüm buraya ama yine olmuyo işte nutkum mu tutuluyo ne.. Bu arada Ceyhun cum sana da iyi eğlenceler konserde.. Harika geçeceğinden bir kuşkun olduunu sanmıyorum ama yine de söyleyeyim dedim; belki beklediğinin bile daha üstünde olacak..:). Bu arada ben de senin dediğin gibi yaptım yani "önlerden yer kapıp gözünü kalbime istiyorum" hesabı..;).. Neyse şahsa hitaben konuşmayalım..:) İşte böyleeee.. Ben şimdi msn de bekleyen arkadaşlara dönmeliyim.. Şimdilik hoşça kalınnnn.. :D




Thursday, July 13, 2006

çarpmasın..güneş varmış..

Resmen kastım yazmamak için ama el mahkum oldu..:).. Kızmayın yaa walla yazmak istiyorum ama zamanım kısıtlı diye erteliyordum... Malum yerde bir cafe deyim.. Arkamdaki masada Burak oturuyo ve az önce hadi çıkalım dediğimde yarım saat daha burada olacağımızı söyledi. Ben de birşeyler karalayalım o zaman dedim;) Açtım winamp ı buradakilerin zevkine güvenerek.. fena da çalmıyo hani;) Esasında asayiş hala berkemal mi diye geldim. Gördüm ki kimseden çıt çıkmıyor. Çok güzel.. Herkes kaçmış anlaşılan, kaçmayanlar da çalışıyorlar. Gayet meşgul yani.. Kimileri de akademik bazı çalışmalar içerisindeler.. Hayırlısı olsun bakalım. Ben de her zamanki gibi tatilimin büyük çoğunluğunu evde takılmak suretiyle heba etmekteyim. Babacım yarın gelecek ve asıl tatil her zaman olduğu gibi onun gelmesiyle başlayacak.. Babacımın rüzgarına bırakıcaz kendimizi ve kimbilir nerelere sürükleneceğiz..
Bu arada Yalın beni burada da yalnız bırakmadı saolsun.. Cumartesi konser varmış.. Bilmek isteyen olabilir belki; 30 unda da Harbiye Açıkhava da konsere çıkacak.. Ben ona gidemeyecektim, teee kalkmış buralara gelmiş..:p..Neyse işte şımarmanın lüzumu yok.. Ben kaçmalıyım sanırım, yarım saat geçmedi ama açıkçası şarkı bütün kafamdakileri aldııı gitti.. candan Erçetin yalan dedi ölümden başkası için, şimdi de "sözüm ona sevdin" diyor şarkıcı..:).. Neyse yaa... Yaz, güneş, kumsal, sıcak, vs. vs......Heee çiçek böcek dicem ama en son dediğimde tehlikeli sonuçlar verdi. Dilim yandı bir kere ..Daha tövbe çiçekle böcekle uğraşamam, sokmayın aklıma ööle şeyler... Ben gideyim en iyisi.. Gelicem son model fotolarla;).. O zamana kadar hoşça bakınız zatınıza..

Saturday, July 08, 2006

yolcudur abbas...

Amaaaaan bu kadar acele de yazı mı yazılırmış yaw. Ama mecburum arkadaşlar yapacak birşey yok. Çünkü birazdan sınava gideceğim. Ehliyet alma yolunda sabahın körüsünde kalkmış biri olarak ne kadar asabi olduğumu tahmin edin artık. Üstelik en fazla taş çatlasa soru okumasıyla beraber 20 dk sürecek bir sınav için.. Neyse geçtim bunu.. Ben size neden yazıyorum tabi ki ehliyet sınavı için değil. Yani siz onun için de yine dua edebilirsiniz ama benim asıl yazma amacım o değil.:).. Ben gidiyorum arkadaşlar.. Sonunda söyleye söyleye gitmeyi başarıyorum. Sınavdan sonra tatildeyim artık çok şükür ve Erdek teyim.. Oraya niyetle bir yola çıkalım da tabi ne olacağı da pek belli olmaz.;) Ama sonuçta gidiyorum ve bunu bilmeye hakkı olanlar olduğunu biliyorum..:D. Bekliyorum oralara yolunuz falan düşerse unutmayın.. Benim yazının düşündüğünüzden de acele bitmesi gerekiyor hakikaten. O yüzden benden bu kadar.. Oralardan bildiririm yine sizlere.. Görüşmek dileğiyle. Zaten herhalde Eylül den önce dönüş yok.. Artık zamnı gelince görüşürüz. Sağlıcakla kalınız.. Hoşça bakınız zatınıza.....

Friday, July 07, 2006

rüzgar...

Rüzgara karşı şarkı söylenmiyormuş bebeğim
Benimkisi ağıttı zaten...
Kırık melodi dilimde, can çekişirken eşlik etti kalbime.
Alsın da seni götürsün diye bu rüzgar,
Açtım ağzımı
Söyledim ne kadar "sen" varsa içten gelen
Ve yumdum gözümü içimden gidişini görmeyeyim diye.
Rüzgara karşı yaktım ağıdımızı.
Bitirdiğin aşkımızın gözyaşlarını savurdum
Yağmurdan yoksun fırtınaya...
Hiç birleşmeyen ellerimiz ayrılıyordu
Ne tuhaf değil mi!
Hüzün dalga dalga sarıyordu
Yavaş yavaş nüfus ediyordu
Her teması biraz daha sancılı
Her seferinde daha can yakıcı...
Yavaşça kayıp gittiğini hayal ediyordum
Gözlerim gidişine kapalı...
Heyhat ki sade hayal...
Uçurup götüremedi seni rüzgar.
Dilimin ucunda kaldın
Her dediğim "sen" oldun.
Nasıl da bağıracaktım oysa yokluğunu
Bitmişliğini.
Ağıt olmayacaktı söylediğim
En güzel şarkıyı haykıracaktım
Sen olmayacaktın hiçbir notasında.
Bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım belki
Ama içimden daha fazla sökülecektin...
Olmadı...
Beraber kurduğumuz hayaller gibiymiş bu da
Gerçekleşmesi imkansız bir aldanmaca..
Yokluğuna kapadığım gözlerim
Senliğimde tekrar açılmış.
Anladım...
Rüzgara karşı şarkı söylenmiyormuş sevgilim....




Herşey gelip geçermiş derlerdi inanırdım,
Sustururdum kalbimi aldanırdım.
Birgün geldi yüreğim ne yapsam susmaz oldu,
Aklımda hep sen vardın yüzüm sararıp soldu.
Ne yazık içimde bitmemişsin,
Benden hala geçmemişsin,
Ne yazık ki kendimi kandırdım ben...
Ne yazık gözümden düşmemişsin,
Bende hala ölmemişsin,
Ne yazık ki kendimi uyuttum ben...
Sana aşık deli gönlüm ne yapsam avunmuyor,
Gün senin günün, kör benim gözüm
Kendime yeniliyorum,
Ama seni seviyorum...

Sunday, July 02, 2006

hayat...



Eğer katlanılmaz bir kötülük gelirse başına, suskun kayalar gibi dimdik dur ve diren tek başına ...

Zor günler de gelir geçer, harcı değmez gözyaşına...

Gelecekten vaad etme, geçmişten feryad etme, hoş geçir gününü berbat etme...

G
özlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz...


Kırılmak; geç kalmışlığın telaşı ile kendi cevherini çöpe atmaktır...

Ç
ınarın altına oturduğunda kendiniz değil, çınar olun. Ormanda orman, kırda kır, insanlar arasında insanlarla olun.


B
aşkalarını hoşgörmeyen ve affetmeyen, kendisinin de geçmek zorunda olduğu köprüyü yıkmış olur.


Aşk dedikleri; bir insandan küçük bir kıl parçası alıp, o küçük parçadan kocaman bir heykel yapmaktır.

M
ükemmel olduğunu söyleyene güvenmeyin, yanıtların cebinde olduğunu söyleyene inanmayın.


Y
alnızca yüreğinizin sesine kulak verin.


B
ir mum diğerini tutuşturmakla değerinden birşey kaybetmez.


D
ünyada kusursuz iki insan vardır: Biri ölmüştür, diğeri doğmamıştır.


A
kıllı olmanın üç şekli vardır: İyi düşünmek ki bu en asil olanıdır, taklit etmek en kolayı, denemiş olmak ise en acısı...


M
aharet, sessizlik içinde gelişir, karakter ise dünyanın fırtınaları arasında mücadele verdikçe gelişimini tamamlar.


H
er başlangıç, insanın kendi içine doğru yapacağı cesur bir yürüyüşü gerektirir.


Güldüğünde güzelleşmeyen yüz yoktur.

K
işinin huzursuzluğu, mutsuzluğu, gerginliği, sıkıntısı, depresyonu onu uyandırmaya çalışan önemli dostlarıdır.


"HAYAT YA CESUR BİR TECRÜBEDİR YA DA HİÇBİR ŞEYDİR..."

Saturday, July 01, 2006

bir kanat kadar yakın...


Aklımızda bir melek canlandırmamız istendiğinde çoğunlukla bayanbir melek düşünürüz.. Ya da en azından benim için böyle.. Nedense erkekleri aklımızda dahi melek olarak tasavvur edemiyoruz. Bu birincisi, bize hep kadınların melek olarak dikte edilmesinden olabilir.. Bu zamana kadar hep öyle gördüğümüzden midir nedir, yok canım erkek melek olur mu gibi saçmasapan bir düşünce bir anlık geliiiiip geçer... Neyse efendim; ikincisi, erkeklerin kendi kendilerini sevimsiz yaratıklar olarak göstermeleri neticesinde olabilir. Ve ya aklıma gelen bir sebep de bayanların egoları sonucunda bu mertebeye kendilerini layık görmüş olup, herkesin aklında bu imajı sadece bayanlara uygun kurgulamalarına yol açmış olmaları(malum çene meşhur:), kim yetişebilir ki onlarla yarışa..).. Bunların hepsini geçtim koydum bir tarafa.. Şimdik ben açıkçası kendi adıma bunlara katılmadığımı bir belirteyim de önce, baylar zarar ziyan olmasın şimdi durduk yerde.. Olur kardeşim, erkekler de melek olur.. İki kanat takıverirsin canım ne olacak ki. Olay bu kadar basitse.. Hayır kadınlara yapılan da bu değil mi.. Açıkçası ben kadınları tanıdıkça daha bir ikna olmaya başladım baylarımızın melek oluşuna.. Dediğim gibi olay tamamen fiziksel boyuta indi ve sadece bir kanat takmaya kaldı, hee bir de tepelerindeki hare.. İşte bu kadar... Takıveririz bu da zor birşey mi... Kim melekliği hakedecek davranışlarda bulunuyo ki, kanadı takan havasına giriyor. Tüm olay bu.. OLur kardeşim erkekler de melek olur...

Bir de fıkra var yazayım da ikna olalım, olmasak da azıcık güleriz çünkü hakikaten sıcaklar bayılttı artık biraz limon serinliğine ihtiyaç var.. "İstanbul dan gitmek lazım" diyorum melodili melodili veee ekliyorum Bodrum görmek lazım.. Bir yere de çıkılmıyo bu havada, hiç akıl karı değil. Evde otur otur da böyle şarkı söylemeye başlıyorsun bir süre sonra.. Erimeden bu yazı geçirirsem şeker olmadığıma artık inanıcam..

Artık sonlara yaklaştıkça diye bir cümle kumak istiyorum arkadaşlar çünkü buraya günlükvari yazmaya bir başlıyorsun, mübarek kalem kağıt gibi de değil ki elin yorulsun, laf lafı açıyo.. En sonunda ben neden bahsediyordum ya demeye başlıyorsun zaten (şekil a1)... O yüzden bir an önce bu girizgahı yapmam gerekiyordu. Tabi bu açıklamayı okumuş olmanız için buraya kadar sabretmiş olmanız gerekiyordu bu kız ne saçmalıyor demeden.. ben sabredecek adamları biliyorum zaten, etmeycek olanları da tabii.. O yüzden onlara burdan bir selam çakalım en harbisinden.. Ya ben hala İstanbul dayım ve şu anda buna kendimi inandırmaya çalışıyorum ve hatta daha da ötesi, bir süre daha burda olacağıma.. Daha daha ötesi bile var üstelik, gidip gidip tekrar geleceğime ve bu sene doğru düzgün tatil bile yapamayacak oluşuma... Pofffff!!.. Tamam yeter hadi sıkılmaya başladım bak şimdi, can sıkıcı yerlere geldi yazı yine.. Tövbeee .. Hadi hakikaten yeter artık fıkrayı okuyun bakalım.. erkekler melek miymiş..:)



Birgün ormancının biri (ki bu bir erkek), dalları nehrin üzerine sarkan ağacı budarken baltasını suya düşürür.
"Aman Tanrım"
diye bağırdığında bir peri belirir (akla gelen cinsiyeti tahmin edebiliyorum) ve
"Ne diye bağırıyorsun?" der.
Ormancı, baltasını yere düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler. Peri suya dalar ve elinde bir altın baltayla tekrar belirir.
"Baltan bu muydu?" diye sorar.
Ormancı "Hayır." diye cevaplar.
Peri tekrar suya dalar ve bu sefer elinde gümüş bir baltayla tekrar belirir ve yine sorar.
"Baltan bu muydu?".
Ormancı yine "hayır" diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir baltayla tekrar belirirve yine sorar.
"Baltan bu muydu?"
Ormancı "Evet." der.
Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların hepsini kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner. Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düşer. Ormancı
"Aman Tanrım" diye bağırır.
Peri yine belirir ve sorar:
"Ne diye bağırıyorsun?".
Ormancı "Karım suya düştü" der.
Peri suya dalar ve taş bir hatunla (aslı Jennifer Lopez dir ama ben kendisini beğenmediğim için değiştirdim) birlikte döner.
"Senin karın bu mu?" diye sorar.
Ormancı "Evet." der.
Peri sinirlenmiştir,
"Yalan söylüyorsun, gerçek bu değil." der.
Ormancı;
"Özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer bu hatun için hayır deseydim, bu sefer başak bir taş hatunla geri dönecektin (bunun da aslı Catherine zeta Jones olup, kendisi harbi güzel bir bayandır..), ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin. Ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. İlk baştakine evet dememin sebebi budur....


Kısacası erkek yalan söyler, uygun kılıfı da her zaman vardır, istediği gibi meşrulaştırır ve söylerken kendinden çok başkalarını düşünür.. İnandırıcı mı, oyyyy melek ablası abisi meleekkk..:D