Sunday, April 30, 2006

seveceksem böyle sevmeliyim...

Bir gece dilim tutulmalı ay gökteyken
Girdabına düşmeliyim yalnızlığın
İhanetin adını bilmemeliyim
Ya da uğramamalı yalanlar beynime.
Zindandan mektuplar yazmalıyım
Penceremde bir karanfil solmalı,
İçimde tebessümler...
Bir yakın iklim olmalısın bana.
Ah ederken,
Gün görmemiş bir yıldız kaymalı.
Seveceksem böyle sevmeliyim
Yaşayacaksam böyle...

Başucumda kara bir kitap bulunmalı
Her sayfaya adımı yazmalıyım.
Hayallerim gökte yıldızlaşırken,
Lanet etmeliyim şansıma, tutunamayışıma
Aklıma geldiğin anlardaki kahroluşuma.
Seveceksem böyle sevmeliyim
Kahrolacaksam böyle...

Bir başkası dediğinde dik olmalıyım
Ya da yabancı birisi, senin için
İçimin kan revanını görmemelisin.
Fırtınalar koparken içimde,
Dudaklarım süt liman olmalı
Bilmemelisin yüreğimin ezikliğini
Sevgimi darağacına asarken
Ellerim titrememeli.
Seveceksem böyle sevmeliyim
Kaybedeceksem böyle...

Git dersen gitmeliyim, yalandan da olsa
Görmemelisin beni arkanda
Hep köşebaşlarından bakmalıyım sana
Her gün hayalin geçmeli kapımın önünden
Sana benzeyenleri sen sanmalıyım
Seveceksem böyle sevmeliyim
Kanacaksam böyle...

Veda edeceksem böyle etmeliyim
Yanında bir yanını da götürerek,
Sessizce ayrılmalıyım bu diyardan.
Ben meçhule karışırken,
Sen kırmızı bir gül bulmalısın...(?)
Ecel başucuma dayanırken
Kimse bilmemeli
Seher vakti kapım çalınmalı
Sen uykudayken, alem uykudayken
Düşlerim, ümitlerim, hepsi uykudayken.
Ümidimi ismine gömmeliyim!
Gözlerim boşluğa bakarken,
Hafiften bir yağmur yağmalı
Seveceksem böyle sevmeliyim
Öleceksem böyle...

Friday, April 28, 2006

ben seni sevdim mi...

Ben seni sevdim mi? Sevdim kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini...

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan
Aşk değil, hiç doymayan birşeydi bu...

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim...

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde...

Ben seni sevdim mi? Sevdim öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve birgün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim
Ya sen beni...?

Ümit Yaşar Oğuzcan



Thursday, April 27, 2006

divan bir başka...

"Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti...
Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti..."




***Teşekkürler Türk dili hocamıza gitsin..Hayatımızın bir döneminde gönlümüze konmuş ve ilgisizlikten sıkılıp uçup gitmiş şeyleri, eskisinden daha sıcak şekilde karşılamamıza olanak sağladığı için...

Wednesday, April 26, 2006

ne çıkar

Tut ki gecenin
Alacakaranlığında düşlemişim seni
Tut ki, rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına
Geceleri kefen biçsen.
Bir anlık hırsla,
Herşeyi yıkıp geçsen, ne çıkar...

Tut ki bundan böyle unutmuşum seni.
Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.
Tut ki yazılan şiirler seni anmasın...
Varsın eller de unuttu desin.
Ben seviyorum ya seni,
Sen sevmesen, ne çıkar...

Bedirhan Gökçe


Harika bir şiirmiş arkadaşlar mutlaka okuyun demek için yazmadım bunu buraya ama sonuçta anlatılan duygular var ve insanlar şiirleri kendilerinden birşey buldukça seviyorlar çoğu zaman.. Bilmem demek istediğimi anlatabildim mi....

Tuesday, April 25, 2006

sıkılıyorumm

Yine bugün kederliyim
Herşeyi biriktirdim
Gözlerim dolu dolu
İçimi dökmeliyim
Ağlasam bir türlü, ağlamasam bir türlü
Söylesem mi derdimi, söylemesem daha iyi
Rahatsız etmeyin beni
Ağlamalıyım şimdi hıçkıra hıçkıra
Gözyaşımın aktığını kimse görmemeli
Görmemeli bu zayıf halimi...


Nalan-Hıçkıra Hıçkıra


Sıkılıyorum işte yaaa...Acayip sıkılıyorum..Öyle dönemler oluyor ki hayatımda sevinebileceğim tek şey bile bulamıyorum, sevebileceğim...Canım sıkılıyor..Bu yine iyi; benim asıl içim sıkıntıda...Bir kurtulamadım..Neyi yanlış yapıyorum ya da neyi eksik yapıyorum anlamıyorum.. Nasılsın dendiğinde iyi olmayı haketmediğim gibi kötü demeyi bile hakedemiyorum ben...Ortada bir yerdeyim ama nerdeyim..Kötü demenin bile yeterince hakkını veremezken bilmiyorum ki iyi olmanın yolunu nasıl bulurum...Ooooof of..:(:(

Sunday, April 23, 2006

Diyebilseydim..



Anladım diyemem ki ! Suçluyum.
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi.

Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle.

Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim.

En kötüsü beni koyup gitmendi
O; öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz.

Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler.

Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin değil mi?
Birgün duyduğum gibi kal diyebilseydim...

Ümit Yaşar Oğuzcan


Saturday, April 22, 2006

no comment...

F.Bahçe:4
G.Saray:0

N O C O M M E N T !!!

aynadaki senliğim

Başlangıçlar hep hitap gerektirir mi acaba
Nasıl hitap edeceğimi bile bilmiyorum ki
Ertelemenin verdiği acı duygularımı bağlamış olmalı..
Etrafta, kitaplarda, şarkılarda aradığım sen
Heryerde, her zaman, her durumda sen..
Sen o en mevcut uzaklardan içime sızan
Sen o şarkılardaki gitme diyemediğim..
Ellerimden zamanla birlikte süzülüyorsun
Yüreğime akıyorsun oradan
İçime işliyorsun..
Her zerrenle biraz daha
Her zerrenle bir yara daha
Her zerrenle daha fazla kaplıyorsun benliğimi
Ve götürüyorsun beni o bilmediğim senliğe.
Gittikçe yok oluyorum
Gittikçe ben sen oluyorum.
Aynalara bakamıyorum sen diye
Yansımalardan kaçıyorum..
Gittikçe ben sen oluyorum
İçime soruyorum artık seni
Oradan hissediyorum
Her acın beni kavuruyor
Her gülüşün, her susuşun, her korkun
Herşeyin senliğimde

Gittikçe ben sen oluyorum
Ve kal diyemediğim o günden beri
Aynalara bakamıyorum !!!

Thursday, April 20, 2006

aciz susmalarım...

Zorladım kendimi birşeyler yapması için..
Baktım ardından, olmadı..
Rüzgara yüzünü dönmüştün bir kere..
Ne desem boş.
Arkandan seslenmek geldi yüzbinlerce kez içimden..
Yapamadım..
Yüzünü rüzgara vermiştin bir kez..
Dönüşü olmazdı artık..
Rüzgara karşı konuşmak zordur..
Şarkı söylemek..
Diyemedim.
Hiçbirşey diyemedim.
Rüzgar cesaretliydi,
O konuşuyordu seninle yüzüne karşı.
Ben ise ona karşı koyamayacak kadar yitiktim,
Sana sesimi duyuramayacak kadar aciz..
Ona dönmüştün yüzünü,
Ben son kez olduğunu bilmeden baktım ardından
Baktım ve bir kez daha yandım durduramayışıma seni.
Kıskandım esip gidenden bile..
Esip geçememiştim bile hayatından..
Yüzünü okşayamamıştı sıcaklığım
saçlarında gezinememişti soluğum
Ve sen giderken lanet ettim yapamadıklarıma
Diyemeyişime
Arkandan seslenemeyişime
"Gitme" lerden yetimliğime...

Rüzgara yüzünü dönmüştün bir kere!!!



bir ben vardı, o da s"ona" vardı...

Elde bir vardı en başından beri..
En hesapsız anlarda bile elimde bir vardı..
Kendimi kaybetmezden önce hep o ..
Sonra gün geldi, hesaplar bitti
En sonuna vardı tüm toplamalar çıkarmalar
Çarpmalar, bölmeler..
Ne elde kaldı
Ne avuçta
Ne canda ne yürekte kaldı..
Elde bir vardı ya en başından beri..
Serseri gezindi durdu hep orada burada
Nereye gideceğini bilmedi
Nereye ekleneceğini, nereden alıp götüreceğini bilemedi
Bilemedi ve sonunda kapandı tüm hesaplar..
Sıfır vardı..Sıfırla çarptı...
Ne elde bir kaldı..
Ne bir sonucu vardı..
Ne bir eklenen..
Yapayalnız ortada kaldı...


Seni Saklayacağım



Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın...

Özdemir ASAF

Wednesday, April 19, 2006

mesaj..




Ölebilirim bu genç yaşımda
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda
Sevgilim,
Seni bir akşamüstü düşündürebilirim...

Tuesday, April 18, 2006

mutlu aşk yoktur..



İnsan herşeyi elinde tutamaz hiçbir zaman

Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini

Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi

Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an

Mutlu aşk yoktur...


Hayatı bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan

Söyle bunları hayatım

Ve bunca gözyaşı yeter

Mutlu aşk yoktur...


Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim

İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi

Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri

Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri

Ve hemen can verdiler iri gözlerin için

Mutlu aşk yoktur...


Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye

Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek

En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek

Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek

Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine

Mutlu aşk yoktur...


Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin

Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara

Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da

Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin

Mutlu aşk yoktur ama

Böyledir ikimizin aşkı da...

Louis Aragon

Affet ne olur (Grup 84)




Yine hoşuma giden bir şarkıyı paylaşmak istiyorum..Sadece dinlemeyenler varsa en azından bir şans verip bir kez dinlemelerini tavsiye ediyorum.. Sözler böyle yazınca yalnızca okunup geçilebilir ama benim fikrimce müzikle birleşince ve tabi bir de 84'ün solisti malum..Baya hoş oluyor..Beğeni kişilere kalmış.. ;)



Off yine kapalı tüm kapılar..
Sor beni en uzak meyhaneye.
Sor da al cevabı var mıymış başkası.
Sahibi olsun yüreciğimin.
Hatam var elbet ama asla büyük bir aşk ezdirmez kendini ezilmez
Affet ne olur bu saf deli yüreğimi
Ağla ağla ki sula kurak bedenimi
Olmadım ki senden başkasıyla asla
Kastın mı var söyle bu cana..
Olmadı mı kalamadın mı yanımda
Sensiz bir hiçmişim ben aslında
Hadi gel gel kurtar kanımdan
Sıcaklığın hep benimle yanımda...

Monday, April 17, 2006

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı...


Ağlamak için gözden yaş mı akmalı
Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı..?
Sevmek için güzele mi bakmalı
Çirkin bir tende güzel bir ruh kalbi bağlayamaz mı..?
Hasret, özlenenden uzak mı kalmaktır
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı..?
Hırsızlık, para, mal mı çalmaktır
Saadet çalmak hırsızlık olamaz mı..?
Solması için gülü dalından mı koparmalı
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı..?
Öldürmek için silah hançer mi olmalı
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı..?

Victor Hugo

Saturday, April 15, 2006

mutluyum...mutlusun...mutlu...

Sanıyorum zorla birşeyler yapamıyorum..İçimden gelmiş olmasının yanısıra bir de itici güce ihtiyacım var.Ne yapsam acaba..Bana ilham perileri lazım ilham..Seni seçtim diyebileceğim bir "pikachu" m olmadığı gibi, perilerin gelip konabileceği bir dal da kalmadı kalbimde.. Her yerde bahar havası var..Fideler büyüyor ve yeni yeni kollarını açıyorlar sağa sola.. Onlardan ödünç mü istesem acaba bir kaç dal sonra geri verilmek üzere.. Yok sanıyorım böyle borçlardan da hoşlanmıyorum..Sonra doku uyuşmazlığıdır falan uğraştırır bir de işin yoksa uyanı nı bul.Altı üstü bir dal.. Deyip de geçmemek lazım ama görüyorum ki dolaylı yollardan benim ilhamımı etkiliyor. Ne yapsak ki gerçekten.."Beyaz atlı"lar mı atasak bu mesai nin hakkından gelebilecek..Hımmm düşünüyorum da bu işi hakkıyla yerine getirebilecek bir eleman mevcut değil... A aaaa ama o üstüne alınmasın ..:)Yani durumu şöyle açıklayabilirim kiii:...Beyaz atlılar insanın hüzün kıyısında yaşadığı zaman bir fayda sağlıyor bu konuda ama ben oradan bir süreliğine taşındım..Hee bak bu da o beyaz atlılar sayesinde..Neyse konuyu saptırmayalım.. Hüzün civarında seyretmediğim için deee bana yazılar yazdırmıyorlar acıya dair..Ee şimdi de diyeceksiniz ki yazılar tek hüzne mi atfedilir..Edilmez tabi edilmez ama edilmediği zaman da insan böyle saçmalamaya başlıyor işte..:p...Amaaann ne bileyim ya aslında bence en güzel yazılar acının kendisinin bile kendinden geçtiği dönemlerde çıkıyor..Birşeye, herhangi birşeye, delicesine bağlandığın zaman sen bağlandıkça kalemin çözülüyor.. Sen ne kadar törpülenirsen kalemin o kadar bileniyor..Kimi yaralayacağı belli olmadığı gibi çoğu zaman da ucu sana değiyor zaten..Yazdıkça biraz daha kanıyor, duygunun kağıt üzerine her aksedişinde biraz daha derine giriyor.. Ama nedir??..Her insan da acıdan zevk alma güdüsü vardır..Bu önlenemez birşey.. Yana yana acıyı yemek gibi, acı yaktıkça ve sen geçirmek için çabaladıkça biraz daha yeme isteği duyman gibi..Mazoşizmin bir başak versiyonu acı yemek.. Acıyı yemek böylesine birşeyken bir de hücrelerinde hissetmeyi düşünün artık Allah sabır versin...

Yaa bu arada yazı neden dönüp dolaşıp buraya geliyor anlamıyorum ben.. Ne güzel hüzünden ayrıldım ben artık taşındım diyordum.. Aaa eski mekanlara özlem verdır da bu kadar da olmaz ki.. Yok kardeşim yaa özlemedim ben hiç bir yeri..Tövbe valla özlenir mi hiç..:)..Mutluyum Allah ıma bin şükür..Bazen herşeyin kötü gittiğini düşünüyorum ama bir bakıyorum ki aslında çoğu şey iyiymiş.. Ne güzel yaa..Bahar çarpması mı yaşıyorum ne...Şu yazdığım yazıyı baştan bir kez daha okumaya tahammül edebileceğimi sanmıyorum, siz nasıl okuyacaksınız bilmiyorum..:D..Daha fazla saçmalayıp da hem internetin değerli mekanından yer hem de sizin değerli yaşamlarınızdan zaman çalmayayım ben..Ağırdan ağırdan kaçayım..Zaten Şahan başlıyor şimdi...Daha çok saçmalamak dileğiyle ..EYWALLAH;)

Tuesday, April 11, 2006

vefa budur işte..

Yaşlı bir bey sabah erkenden evinden çıkmış. Yolda ilerlerken bir bisikletlinin kendisine çarpması sonucu yere düşüp yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve "röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini" söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş. Adamcağız da; "Karım huzurevinde kalıyor, her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum."...Hemşire şirin bir sıcaklıkla, "Karınızın siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde." demiş. Adam üzgün bir ifade ile, "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor." demiş.Hemşireler hayretle, "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle;
"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum." demiş....

Sunday, April 09, 2006

kayboldu yalnızlık, hem de kendi içinde..



Hayatın engebeleri karşısındaki aciz ruhlarımızı rahatlatmak için hep çift yaratıldığımız fikriyle avuntu buluyoruz. Yalnız olduğumuzda da hayal dünyamıza misafir olup, oradakilerle buluşuyoruz.

Korkutuyor tek başımıza kalıp, kendimizle hesaplaşmak. Tek olduğumuzu aklımıza getirmeyi hiç istemiyoruz. Çiçeklerle konuşuyoruz bazen, yada aynadakiyle paylaşıyoruz "tek" liğimizi..Bir adım geriye gidip de bizden iki adım uzaklaşmasına katlanamayacak kadar sabit ve ilerleyip zahiriden medet umacak kadar yalnız...

Gelgitlerde yaşar insan yalnızken. Hep noksandır bir yerlerde birşeyler. Kendime yetiyorum derken yalancıdır, hiç yalan söylemedim derken olduğu gibi. Sessizliğin sesiyle sohbet etmeye başlar bir süre sonra. Yaslanacak birşey bulamadığında, atar kendini bir sofaya, dayar sırtını ona ve yine misafir olur bir yerlere...

Yalnız yapamaz insan, yalnızlık zordur. Zor olan tercih edilmez.. Yalnızlık tercih edilmez. O, kendi başınadır zaten, alışıktır...Hayatta şahsıyla başbaşa olan tek şey belki de yalnızlığın kendisidir. Bıkkınlık verdiğini düşünür uğradığı yerlere. Gider ve kovulur ama hiç bıkmaz. Kovulma pahasına yine gider. Dedik ya; yalnıuzlık zordur. O; içindekilere misafir olsa bile fark hissedemez. Ziyareti de hep "tekliğine" dir. Dinlese aynı yalnızlık, konuşsa aynı, gördüğü yansıma bile aynı yalnızlık...

İnsan ne yapar, neden arkadaş olmaya çalışmaz onunla, neden bencildir insan...Onun sıkıcılığını bahane edip, hayatın zorluğuna atıfta bulunup da neden kovar böyle bir dostu..Zordur onu anlamak. Ve hayat zordur. Tıpkı katı birinden bir mesuliyet almasını istemek yerine daha yumuşak başlı bulduklarımıza yüklendiğimiz gibi çökeriz omuzlarına.. Hayattan vazgeçemeyeceğimiz için yalnızlığımızdan ödün veririz. Hiç umursamayaız onu. Kendisiyle başbaşa bıraktığımızın bizim kadar bile bir kaçarı olmadığını hiç aklımıza getirmeyiz.

Yaşam zorluklarıyla imtihan ettikçe bizi, daha da uzaklaşırız kendimizden. Daha çok başkalarının oluruz, daha çok başkalarıyla... Gözden ırak olan benliğimiz, gönlümüzden de elini eteğini çektikçe tanımayız birbirimizi. Paylaşacaklarımız daha da azalır, utanır oluruz beraberken. Anlatamayız herşeyi kendimize rahatça.. Güvenemeyiz "artık" yeterince tanımadığımnız benliğimize.

Sonunda da kaybederiz onu. Ne benliğimiz kalır, ne yalnızlığımız, ne aidiyetimiz, ne de iç huzurumuz. "Kendimize" güvenimizi yitirdiğimiz yere tekrar dönebilirsek ne ala ama araya giren soğukluk ne kadar kolay yakar eski ateşini kimbilir....

Friday, April 07, 2006

seni ne çok sevdiğimi bir ben bir Allah bilir...





İçi insanın içine bu kadar mı dar gelirmiş..İçimi içimden çıkarıp atasım geliyor bazen.

Günler geçiyor ya hani şuraya yazacak o kadar şeyim olduğunu hissediyorum ki ben bile korkuyorum başlamaktan.. Sana söyleyecek o kadar çok şey biriktirdim ki hangisini söylemeliyim bilmiyorum.. Bunların da ötesinde; söylemeli miyim söylememeli miyim emin değilim..

Sen olmadan geçen dakikalara olan düşmanlığımın göz göre göre alıp başını gitmesine mi yanayım yoksa senle olanların bir çırpıda bitmesine mi...Sana söyleyemeden büyüyen ve içimden hiç göç etmeyen kavimler mi yaksın beni yoksa sana söyleyip de, sonradan üstünü örttüklerim mi...

Neye dem vurayım ki şu kadarcık mekanda kıvranırken..Kimi kime anlatayım şimdi..Sana seni anlatayım desem de duyurabilir miyim bir solukta düşlerimi..Duysan da alınır mısın üstüne.....

Ahh yaa bi bilsem işte..Bir bilsemm...!!!

Tuesday, April 04, 2006

bir nefes düş gibi...





Gönüllerdeki tomurcuklanmanın baharla bir alakası olabilir mi acaba?..:)
Bir de; sevilen gerçekten her zaman anlar mı acaba sevildiğini.???



Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.

Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini...
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu zaman bir bakış yeter de artar bile...
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu
sevme hakkından alıkoyamaz.

Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.
"BEN ŞİMDİ VARIM VE SENİ SEVMEK HAKKIMI KULLANIYORUM."
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.

Nasıl olsa gelecektin birgün.
Ve işte geldin de !
Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,
bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım
hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.
Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.

Bu selin akışını hiçbirşey durduramaz artık.
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin,
mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri
beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların
en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.

Ergeç gideceksin; beni anlayamadan,
beni sevemeden gideceksin.
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,
tesellisiz bir hüzün kalacak.
Yıllardır aradığım sendin
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden...

Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın,
nefes almanın bir başka anlamı var artık.
"SEN VARSIN YA HERŞEY BAMBAŞKA GÖZLERİMDE..."

Ümit Yaşar OĞUZCAN