Sunday, February 26, 2006

Tahirle Zühre Meselesi...

Hani hep söylerler ya gerçekten istediğin zaman oluyor diye..Olmuyor malesef..Ya ben istemeyi bilmiyorum ya da bazı şeyleri fazla zorlamamak lazım..Olmazsa olmaz diyebilmek lazım..Ama bunu söylerken Tahir liğimizden ödün vermemek lazım.Vazgeçmemek lazım..Söylendiği gibi elma bizi sevmiyor diye biz de elmayı mı sevmeyelim yani..Yakışır mı duyguların karşılıksızlığına, içten gelen sevdalara, zorlamasız aşklara..
Yazacak öyle şeyler vardı ki aklımda Tahir ve Zühre olmakla alakalı, Nazım hocam öyle bir anlatmış ki ne bileyim içimden gelmedi. Yorumun bir bağı olmalı mı eklenenlerle?..Bilmem! Bana fark yazmaz..;)




Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela Kuzey Kutbu na keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
Ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir i Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahir liğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..

Nazım Hikmet

Saturday, February 25, 2006

Seni düşünmek....



Bu "halet-i ruhiye" yi neye yoracağımı bilemedim..İnsanoğlu nun doyumsuzluğundan mı ileri gelir, sevgi yoksunluğundan mı, bitmeyen ihtiyaçlarından mı.. Bir an önce seni düşünmek bile içimi şenlendirmeye yeterken, şimdi neyin nesi ki bu acı..Neden artık aklıma geldiğinde mutluluk yerine acı veriyorsun bana..Ne kadar güzeldi halbuki..Üzerlerine yem atılmış güvercinler gibi..Önce uçuşup kaçarlar da sonra bir sevinçle geri dönerler ya hani..Heh işte aynen öyle..Her aklıma geldiğinde bir an için içim ürperiyor ama sonra kusursuz bir sevinç kaplıyor.. Tam da böyle hissederken işte tam da böylesine düşünürken seni birden bire birşeyler oldu anlam veremediğim..Fazlasını istedim belki..Artık seni yalnızca aklımda değil, kalbimde misafir ediyordum ve her misafirlik gibi kalıcı olmadığını, ait olduğun "başka" bir evin olduğunu biliyordum..Bu muydu zoruma giden acaba..Gideceğini bile bile geldiğin için mi kızıyordum sana.. Küçükken de böyleydim ben. Arkadaşım gelirdi ve iki dakika oturur , sonra da beni üzeceğini bile bile oyunun en tatlı yerinde giderdi..Ben se arkasından ağlardım hep, içten içe de kızardım ona..Şimdi de senin arkandan ağlıyorum..Hiç büyümeyecek miyim ben..Peki ya sen..Sen hiç büyümeyecek misin..Hep aynı işgüzarlıkla gelip, beni kendine bağladıktan sonra oynamıcam deyip gidecek misin.. Hayır böyle olmaz..İşte bunu söyleyince de anlayamıyorum kendimi..Ne olduğunu bilmiyorum bu dilin Türkçesinin... Doyumsuzluk mu, yoksunluk mu, ihtiyaç mı?..Seni görmeye razı olmam gerekirken bir doyumsuzlukla daha fazlasını mı istiyorum.. Yoksun olduğum, ihtiyaç duyduğum sevgiyi sende buldum da acaba bunun için mi çırpınıyorum.. Yok yok sanırım biz elde ettikçe fazlasını istiyoruz.. Gökyüzüne uzanan basamaklar gibi...Bulutların arasından çıkıyorum seninle..Masal aleminde öyle ya..:)Her basamağı çıktığımda bir yenisi olduğunu görüyorum, bir basamak daha çıkıyorum başka bir tane daha uzanıyor önümde, bir tane daha ve sonra bir tane daha..Çıktıkça uzuyor..İşte böyle yaşıyorum seni..Hep bir daha çıkmak istiyorum, hep bir tane daha.. Ne olur misafir olma artık yüreğimde.. Ya gel hiç gitme ya da uğrama artık semtime..


Seni düşünmek güzel şey,
Ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum...

Nazım Hikmet

Friday, February 24, 2006

Sevdam başımdan "aşk"ın....




İntiharı seçenlerin tüm zorlukları kalanlara bıraktıkları gibi çıktın gittin..Sen bu aşktan kendini kurtarırken, hiç düşünmedin geride bıraktıklarını..Ne borçlar vardı ödenecek daha, ne acılar vardı yaşanacak..Sen hiçbirini paylaşmak istemedin.Çıktın gittin..


Tetiği çekerler ve gözlerini kırpmazlar ya vururken, gözünü bile kırpmadın..Hiç ayağın geri gitmedi, adımların kararsızlaşmadı.Benden pas dedin gittin..


Oyun biter miydi böyle kolayca, pas diyenin bu oyunu bırakma şansı var mıydı hiç sormadın. Sorsaydın gitme diyebilir miydim sana..Dönseydin, ah birazcık tereddüt etseydin seslenebilir miydim arkandan.. "Hayır, yapamam sensiz, ya gitme ya bırakma seni bende." diyebilir miydim...Deseydim de durdurabilir miydim seni..Ne diyebildim ne durdurabildim.


Sen gideceği yeri bilen bir esintiydin..Fırtınalar kopardın.. Hortumlar sardı dört bir yanımı..Ben çıktım derken sen arttırdın hızını bendeki senin..Sonunda hapsolduğum kasırga dindi..Toz duman kapladı her yeri..Dindin bir anda ve ben hiçbirşey göremedim senden gayrı..Nerede olduğum, kimlerle olduğum meçhulde bir haldeydim..Yalnızca sendin, tek bildiğim...Sonra sen gittin...Tozunu dumanına kattın ve gittin...


İstasyonda sevdiceğini uğurlamaya gelenler gibi bile olamadım, bakamadım arkandan, güle güle diyemedim..Gitme..Diyemedim...


Bıraktın herşeyi benimle ve intiharı seçtin...Başka bir dünyaya attın kendini, o dünyayı bilmeden..Bu dünyada sensiz yol bulamayacağımı bile bile gittin..


Taşıyamayacağım kadar ağırsın üzerimde...Büyüksün, yüksün.. Şimdi gelmişsin bana hadi diyorsun, elini uzatmış bekliyorsun, çağırıyorsun ve sen bana hiç yaklaşmıyorsun... Şimdi gelmişsin bana "yine sen gel" diyorsun...


Yoruldum bıraktıklarını taşımaktan, tükendim ödemekten..Hiçbirşeyim yoktu ki verecek.Kalmadı sen gidince..Sen vardın, herşeyimdin..Sen gittin, ben boş kaldım..Yine de ödedim..Çok şey vardı ödenecek..Bitmiş birinden ne alabilirlerdi ki..Aldılar..Sen gittin, aldılar ve ben bittim...Her defasında canımdan bir parça kopardılar..Her defasında senin birazını çaldılar..Sonunda ben bittim ve sen de bittin..


Artık hiç gelme, bırak herkes sonsuz sansın..Bende senden bir enkaz, bir de kalbimdeki kabuk kalsın......


Bırak benim sevdam başımdan "aşk"ın...

Thursday, February 23, 2006

Nice senelere !!!(for TARGET;))

Canım kardeşim iyi ki doğdun, iyi ki varsın!!!


















bir adam vardı güneşte bir nokta
aşkı sonsuzluk bildi
aklı ise hep sonda
toprağında gül ekti
aklı ise hep onda
sabır sadakat sınavları geçti zamanla
zamanla gül bitti gelişti serpildi yetişti
toprak orda gül orda
her baharda koklamak isterken tekliği
gül orda
gece orda
gün orda
adam orda

toprak sağlamdı adam da kökleri sardı
sandı ona da sevda kanı akacak ama
gül esiyor rüzgarla ha orda ha burda
orada kaldı güller
toprakta adaam kaldı
güneşte bir nokta gül eksiği vardı
belki o gidecekti bir günbatımı aşağı
ama o noktada kalacaktı gül toprağı
güller olmayacaktı belki dönüşünde
dönüşümlere gün açacaktı yaprağı

bir kır çiçeği kadar masum toprağında
güller kadar aşk dolu bir adam güneşte
zakkumlar gibi güzel geldi boşluğunda
benliği aşka bezenmiş gülleri koklamak
dikenlerle imzalanmış bedenleri yok sayarak

bir adam vardı güneşte bir nokta
gül ise her güne sevdalı çiğ toplayarak
rüzgarla salınan tuzağında gün boyu
batırırdı dikeni bahçede ağlayarak
gül orda
gece orda
gün orda
adam orda
hüzün mevsimi sanki
salkım söğüt akıyor geceye
güneşte bir nokta

kalabalıkta batıyor günler bahçelere
dikenler batıyor yüreklere
adam güneşte bir nokta
esas olan ne güneşlik
ne gül olmak çoklukta
tek olarak bir kalbe
güneşle
gül doğumu
dolmakta...
(Ömer Serdar)

Wednesday, February 22, 2006

Sarışınnn!!




Bazen çok kolay şeyleri bile kendi kafamızda karmaşıklaştırıp, saçmasapan yerlere çekip, en sonunda geri dönmek istesek de dönemeyeceğimiz bir şekilde kalakalıyoruz...
Bu arada bu soruyu çözenin sarışın olduğuna dair rivayetler mevcutMUŞ...

Anladım

Bazı insanlar bazı yeteneklere o kadar vakıf ki; bunlara sahip olamayanların uydurdukları sözde bahane "anlatılmaz yaşanır" kuralı bile kendinden utanıyor.


Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını
Kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
Okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden
Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir,
Ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş
Çok acıttığında anladım.
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet
Yüreğini elime koyduğunda anladım.
"Sana ihtiyacım var, gel!" diyebilmekmiş güçlü olmak
Sana "Git!" dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde "Kalmak istiyorum." diyebilmekmiş sevmek
Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,
Her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil,
"Affet beni!" diye haykırmak istemekmiş pişman olmak
Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez,
Sadece umut edermiş birgün affedilmeyi
Beni affetmeni ölürcesine istediğmde anladım.
Sevgi emekmiş,
Emek ise;
Vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YÜCEL

Tuesday, February 21, 2006

yıllar sonra öğrendim ki...



Nasihatler çoğu zaman can sıkıcıdır. Her ne kadar genelde yaşanılanı sunup, "ben ettim sen etme" nin farklı bir versiyonu olmak için önümüze gelmişlerse de, çoğu zaman kulak arkası ederiz..Yaşadıklarını anlatırken nasihat değil de başka bir yol seçseler belki daha kulağa ve inada hoş gelecek ama nedense bunu yapmayı pek sevmiyor büyüklerimiz..
Yaşadıklarını güzel bir şekilde, aldığı derslerle özetlemiş bir yazı var aşağıda..Paylaşmak adına..



Öğrendim ki...

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız,
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Güveni kazanmak yıllar sürüyor
Yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için birşeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslmak sonuç getirir.
Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki...
Ne kadar dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok zaman alıyor.
Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki...
"Bittim!" dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Birşey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlardır.
Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilmiyor.
Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki...
En iyi arkadaşlarla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceklerini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dost kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki...
İki saat içinde senin hayatını değiştirir.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
Çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez
Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor
Akrabanız olmayan insanlardan
İlgi sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olurlarsa olsunlar
En yakın arkadaşlar da üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekebiliyor.
Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar kim olduğumuzu etkilemiş olabilir
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorlarsa
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar
Ve problem, fırsat yanında cüce kalır.
Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun
Pişmanlığın yıllar boyu sürüyor....

Ataol BEHRAMOĞLU

Sunday, February 19, 2006

değerlere saygı sözle olmaz icraat lazım..

Bu günlerde sanırım iyi bişeyler duymak hoşa gidecektir.. Yorumlar kişilere ait..Türk olduğunu söyleyip de ne kendisini buna inandıran ne de diğerlerini ikna edebilenlerin yanında oldukça hatrı sayılır bir durum..Yorum her ne olursa olsun TÜRK olmanın hazıını duymak adına..

Alman ZDF televizyonunda Thomas Gottschik in sunduğu "Bahse Var Mısın?" adlı yarışma programına başvuran İsviçreli Michael Sauser 188 ülkenin Ulusal Marşını notasıyla birlikte söyleyebileceğini iddia etti.Yarışma isteği kabul edildi ve yarışma günü jürinin seçtiği beş ülkenin Ulusal Marşının okunması kararlaştırıldı.Seçimler yapıldı ve marşları okunacak ülkeler sırasıyla Çin, Mısır, Tayland, Bosna Hersek ve Türkiye idi.Michael Sauser ilk dört ülkenin marşını başarıyla okuyunca jüri yeterli bularak yarışmayı kazandığını ve Türk Ulusal Marşı nın okunmasına gerek olmadığını söyledi.Ancak Michael Sauser "Hayır, madem ki Türk Bayrağı nı da seçtiniz, Türk Marşı nı da söylemek istiyorum." dedi. Bunun üzerine jüri ve yapımcı kabul etmek zorunda kaldı, orkestra hazırlandığında Michael sauser salona dönerek "Yalnız Türk Ulusal Marşı ayakta dinlenir kalkmanızı rica ediyorum." dedi. Katılımcıların şaşkın davranışları biraz sonra isteği yerine getirmeye dönüştü ve Michael Sauser o güzel aksanıyla Türk Ulusal Marşı nı en güzel şekilde icra etti....

Saturday, February 18, 2006

80Lİ YILLARDA YAŞAMAK DEMEK.....


Uzunca bir yazı olmasına karşın hiç sıkılmadan okuyabildiğim ve her okuyuşumda ayrı veya aynı sebeplerden tebessüm etmemi sağlayan bir yazı.. Yine maillerimden bir tanesiydi ve yine yalnızca bir paylaşım..Eminim içinde sizden de birşeyler bulacaksınız:)..



1980 li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş, Kenan Evren'i, Erdal İnönü'yü, Özal'ı tanımış olmak, Ajda Pekkan'ın alo, Michael Jackson'ın pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek.Big in Japan, the final countdown, eye of the tiger demek.İcraatin içinden demek, semra koy bi kaset de neşemizi bulalım demek.Köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su elektrik olarak size geri dönmesi demek.


voltran voltran voltran demek, depozito toplamak adına kola şişesi biriktirmek demek,Adile Naşit ten masal dinlemek demek.Debbie Gibson, Tiffany, Jason Danovan, Sandra, modern talking...vb. dinliyor olmak....Comanchero nun ve life is life ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek.Michael Jackson, Madonna, Samantha Fox demek..

Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve dadaşlar demek.Clementine, He-man, She-ra, transformers demek.

okula siyah önlükle gitmek demek.Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu, Barış Manço ile büyümek demek.

ihtilal çocuğu demek, köle izaura demek, ziyaretçiler demek!!!! acidçi misin metalci mi demek...

moruk demek.
herıld yani demek.
hey corc versene borç demek,
olmaz maykıl bende de yok cevabını işitmek demek,
geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek...

yüzyıl içindeki en iyi en kıyak kuşak, hem eski hem yeni olmak demek.Biraz gözü açık bir 80 li yüzyıllık nesil kültürünü bir porsiyonda almış demektir.

edi mörfiiiiiiii huuuuuuuuu şörli makleeyynnnnnn yeeeeeee diye bağırıp en az bir technotronic kasedine sahip olmak demek.

mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek, cumhurbaşkanı denince Kenan Evren i hatırlamak demek.

koltukaltında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynayacak birileri vardır" diyebilmek demek, eti kemik geçiyor demek, evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş son dönemin bir üyesi olmak

ne sorusuna zonk cevabını vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak; siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, 23 Nisan çocuk şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık olmak demek

son dersin son beş dakikasında parkaları giyinip zilin çalmasını beklemek, hurraaa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek..Sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek..Kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp atmak demek..

tipe bak demek..

fon müziği laura brannigan dan self control olan günler.Bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı, havuç un olmadığı yıllar demek...herşeye rağmen temiz ve el değmemiş bir hayat demek...sonrasında biz büyüdük ve kirlendi dünya demek..!!

pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek..

sesi kısıp açmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek.

şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s olması için dua etmek, bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek..

resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne demek, fantayla kolayı karıştırmak demek, mahalle kavramı demek..

çavuşevski ve karısının kurşuna dizilişini tv den seyretmek demek, o görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış olması demek..

anket ve hatıra defterlerinin olması, bunlara seviyorum ama kimi diye başlayan maniler yazmak, önünde tek arkasında iki çizgi olan külotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan müslili beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi, leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulahop, ayak bileğine takılarak çevrilen top, seksek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak, müsaitseniz annemler size gelecek demek, trt nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı nı ayağa kalkıp hazırolda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz biiiiiiip sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek.

zerrin özer demek.nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek.bu şarkıya kafanda klip çekmek demek...

annelerin çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek..challengerın olduğu günkü haberleri hatırlamak demek.pkk saldırılarında hergün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek.veronica castro yu güzel zannetmek demek..Kenan Evren i Atatürk zannetmek demek..

yazlık diskolarda içeri alınmamak demek..bunun için ağlamak ve içerde - her nedense - you are in the army now - şarkısında sarmaş dolaş dans eden abi ve ablalara bakıp özenmek demek..

gorbaçov un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye "zeki müren e teyze mi diyim amca mı" diye sormak, Kenan Evren in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken çankaya köşkü basamaklarından ağır ağır inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak, hayat bilgisi kitabında Kenan Evren in resminin olması, heryere modern cami inşa etme furyasına anlam verememek, batman ve şırnak ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak, özal ın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip "acaba benim çenemde ilerde böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak demek..

breyk breyk arkadaş arıyorum demek
eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek
ho ho ho hoover demek
zeki müren in size alo diyoruuum demesi demek

ilkokulda halley, petrol ve komançero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek dans eden tolgahan özentisi dans grupları kurmak, okul sonrasında ise hergün eve koşturarak gidip; bu toprağın sesi programında kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve yüksek randımanlı durum buğdayı türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgiyle izlemek demek..küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek..sinemalarda the lord of the rings, harry potter vs izlemek yerine jules verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek...

aldım çantamı kolumaaaaa
çıktım dallas yoluna
ben babi yi beklerken
ceyar girdi koluma
şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek..

kimler geliyor kimler?
sana ne, sana ne?
ama bunu söylemenize gerek yok ki,
ben yapınca alışverişi zaten alıyorum satış fişi
replikleri barındıran al-ayşegül atik reklamıve
bakkal amca! bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım.
eroooolll,eroooolllll
(mahalledeki çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya!
fişini de al oğlum daki meşhur erol

hadi hep birlikte, hep birlikte
biz biz olalım
yemeklerden önceee
lavaboya koşalım
haftada bir kere tırnakları keselim
fırçalayıp onları tertemiz olalım
diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak

"icraatin içinden" izleyip Özal ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak
videocudan amerikan ninja, kartal, kan sporu, evil dead gibi filmleri kiralamak demek
analogdan dijitale geçiş devrini yaşamış bir birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek

çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek..

hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç" diye sunulduğunu bilmek demek

apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi tv önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması..yunanistan kanallarını görüntülemek adına.....oldu oldu diye kafayı camdan çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek. siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa....üstelik yunanca tek kelime anlamasanız dahi gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemeiş olmak demek..

muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel on yıl demek...!!!

trt bir de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek...


TÜRKİYE' DE YAŞAMIŞ SON MUTLU KUŞAK OLDUĞUNU HÜZÜNLE HİSSETMEK DEMEK .........................................................................................................................................................................

Friday, February 17, 2006

ne çıkar ateşböceği sansalar bizi..

En ufacık bir zorlukta, minicik korkularda kafalarımızı kabuklarımıza hapsederek daha nereye kadar gidebiliriz.Bir yerden sonra o kabuklara da ne kadar güvenebiliriz..





düşünüyorum da;

sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
yumuşacık kalbimizin farkedilmesi,
naif yönlerimizin keşfedilmesi,
cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında
hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
istiridyeler, deniz minareleri, midyeler
kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
duygularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
eğer ğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak
ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz
güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi,
en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem
bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
bir kuş gibi uçacağım özgürce.
anlaşılacağım ve ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
o da çözülecek belki
samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle gözgöze gelince.
oysa bir görebilsek bunu
kalmadı böyle insanlar demesek
güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak
kırılmaktan korkmasak
incinsek, yaralansak
ne olur bir darbe daha alsak
yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
denesek
risk alsak
yanılsak
fark etmez.
tekrar, tekrar bıkmadan denesek
ve kucaklaşsak yeniden
tıpkı eskisi gibi
ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
o zaman farkedeceğiz
ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
neler biriktirdiğimizi
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
beraber geldik beraber gidiyoruz oysa
vakit az paylaşmak sarılmak için.
yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır
yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
sırtımızda ağır küfeler hergün katlanan
ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
sevgiye çok ihtiyacımız var.
ufukta kara bir kış görünüyor
ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
kırın o ağır, o sert kabuklarınızı
kurtulun bu yükten.
korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize
yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
hem hepimiz bir yıldızız.
ne çıkar ateşböceği sansalar bizi!!!



**Mail yoluyla aldığım ve çok hoşuma giden bir şiir..Nobel ödüllü Hintli şair Rabindranath Tagore tarafından kaleme alınmış..

Sunday, February 12, 2006

BİR VARMIIIŞŞ...BİR YOKMUŞ...


Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da,
Bir seni yakamadım beni yaktığın gibi.
Çölde su, mapusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni.
Sense araya korkular koydun,
Yasaklar koydun,
Bitmez tükenmez engeller koydun.
Şimdi nerdesin diye sakın sorma,
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara, bu kasvetli akşamlara.
Sen varken; bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına,
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından,
Gidenlere küsmezdim,
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim, titremezdim.
Masumdum, çocuklar gibi.
Böyle delirmezdim, küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana: Adı sevdaysa bu cehennemin,
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun;
Bütün acılarına yeşil ışık yaktım olmadı.
Bütün korkularına arka çıktım olmadı.
Dağlara merdiven dayadım olmadı.
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı.
Sevdim olmadı, yandım olmadı, taptım olmadı.
Artık benden pes!
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes!
Nasılsa gidiyorsun.
Biliyorum,git...
Ama ardında;
Ağlayan bir çift göz,
Paramparça bir yürek,
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan;
Çek silahını, daya sırtıma,
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?

Ahmet Selçuk İLKAN


Birgün gözlerini açıp da gittiğini gördüğünde, geçmiş günlere bakıp yaptığın hiçbirşeyden pişman olmamak... Ama buna rağmen gitmiş olduğunu bilmek.Dahası hissetmek..Ne denilebilir ki..

Friday, February 10, 2006

İSTANBUL



Evin içinde bir oda, odada İstanbul

Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı bir İstanbul dumanı

Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm

Çekmeğe başladı, oltada İstanbul


Bu ne biçim iş, nasıl şehir

Şişede İstanbul, masada İstanbul


Yürürsek yürüyor, durursak duruyor, şaşırdık

Bir yanda o bir yanda ben, ortada İstanbul


İnsan bir kere sevmeye görsün anladım

Nereye gidersen git, orada İstanbul...

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Wednesday, February 08, 2006

nasıl aldandım...

Düşen ilk damlasıydı ayrılığın
Bir ateş gördüm ki
Seyrine daldım...
Henüz ilk anlarıydı bu karanlığın
Geçen her gölgeyi
Ben seni sandım...
Yakamoz çırpınırken suların ıssızında
Bir de baktım ki
Gözlerin sandım
Kıyıya vururken ayazı sözlerin
Çalan her şarkıyla
Ben seni andım...
Hergünün sonunda batırdım güneşi
Çekip giden sevdamla
Bir daha yandım
Son rüzgar esip de okşarken saçımı
Değen sıcacık yeli
Ellerin sandım...
Senle dolu geceler sonunda
Gördüğüm bir serapmış
Sahici sandım
Sevdamı yüklerken bir kuş kanadına
Asıl giden benmişim
Nasıl aldandım....

kızamadığından gelen acıtmıyo..


..Çevreye duyarsız kalmadan kendi adına birşeyler yapabilmenin hazzını duymak güzel.. Hele ki bunu yapmak için , daha da doğrusu yapabilmek için kimseden izin almak zorunda olmaman, hatta ve hatta sınırsız özgürlüğün sıcaklığıyla içinin en içinde bir gözgöze geliş kısalığındaki selamın dahi bu hazzı kimbilir kaça katlıyor..
Esasında ilk başlarda hissettiklerim bunlardı.. Fakat bir anda neye uğradığımı şaşırır bir şekilde özgürlüğümün düşündüğüm kadar sınırsız olmadığını farkettim.. Halbuki benim için sınır demek nefes alamamak demek ve bu nasıl olabilir diye düşünürken sınırlayanın kardeşim olduğu fikri teneffüs edilen bir oksijen olduğunu hissettirdi bana..Yani hiç yoktan yeğ hesabı..
Yeni birşeyler yapmanın verdiği mutlulukla birazcık diğerlerini ihmal edebiliyoruz sanırım.. Bunu yaparken de karşımızdakinden anlayış bekliyoruz.. Bencillik mi bu bilmiyorum.. Hep ben duygusunun, ego tatmininin bir dışavurumu mu onu da tam kestiremiyorum çünkü bunları kendimle özdeşleştirmek istemiyorum.. Yine de istediğim biraz olsun kendimle olabilmek, kendimle dertleşebilmek, biraz kendimle başbaşa kalmak ve aidiyet duygusunu hissedip hissettirmek... Çok şey istiyor olabilirim yada bazılarına göre az şey(değersiz yani) ama benim fikrimce istediklerim ne çok ne de az.. Yaptım da..Azmin zaferi...Ama gel gör ki bi yerde öyle bir kalakalıyorsunuz ki ne şaşırmaya gücünüz yetiyor, ne durumu kavramaya, ne de hak vermeye... Sağolsun kardeşim benim ...Yapan sen ol yeter ki. Sen her ne kadar kendince "trip" de atsan, bazı şeyleri yapmayı layık görmesen de bize herşeye eywallah... Gelen senden gelsin..Kalp kırıldı mı?..Evet kırıldı ama Allah beterinden sakınsın..;)