Şimdi bu durumu bilmeyenlere anlatanlar var ya, onlar artık isyan etmekte olabilirler ama bu naz değil niyaz değil. Bu çok çaresiz birşeymiş. Saplandım kaldım buraya garip bir şekilde.
Uzaktayken hasta olmak, uzaktayken sıkkın olmak, uzakta olmak yalnız başına, yalnızca uzakta olmak...
O kadar çok şey var ki aklımda; zamanı gelecek diye geçemiyorum, his deyip atamıyorum yada ne bileyim belki de aklımda yer etmelerini seviyorum. Yada çok fazla kendimle kalıyorum. Belki çok fazla solumamalıyım cıvıltısını meydanların, koklamamalıyım serinliğini fıskiyenin, bakmamalıyım elele tutuşmuş şu çifte, sus demeliyim fısıldayan bu seslere. İçimi doldurmasınlar, kalan zamanlarımı harcamasınlar istiyorum. Beni benimle bırakmasınlar ama yanımda da durmasınlar, görmeyeyim onları istiyorum. Kendimi ne bulmak ne de kaybetmek istiyorum.
Yapabiliyor muyum? -Yapamıyorum...
Bunları başka bir zamanda başka bir yerde de yazdım sanki. Kuştum o zaman, bu kez de uçamıyorum diyordum, kanadımdan dem vuruyordum. Boğazıma takılanlara laf atıyor, uçup kaçanlara kızıyor, kendimle kavga ediyorum. Demek ne olursa olsun aynı şeyi durup durup yeniden yapıyordum.
Baktım gördüm;
Bir de annem varmış bugün, hep olduğu gibi. Sıcak kucak, ılık ses, soğuk nefes, buzdan inat... Mesafeye aldırmadan sıcacık kucagında sarmalıyormuş, ılık sesiyle telkin edip soğuk bir nefesle iyileştiriyormuş yaralarımı beyhude bir çabayla... Uyuşan yara ardından çözülse de kırılmıyormuş inadı. Annem!!! Yine ve yeniden tekrar tekrar, ne kadar gerekiyorsa, gocunmadan... En çok burada boşluk yaratıyor bedenimde bu huzur, en çok buradayken dokunuyor duyduğum o ılık ses, hoş nefes...
Sevgilimmiş, herşeyimmiş, birtaneymiş bir de... Onun yerine üç tane nokta. Meydanlardaki yalnızlık, fıskıyenin çırpınışı, elele tutuşan çiftteki serzeniş, içimdeki fısıltılar. Hepsi üç tane nokta "..."
Herşeyden parçalar koparmışken, ben yapabiliyor muyum? -Yapamıyorum.