Saturday, April 26, 2008

Kırmızı cepli paltonun kalbindeki minik anahtardan bir damla gözyaşı aktı defterin kilidine.

Yağmurları yaksın diye ellerine uzandı satırların.
Yolların akmadığı, sokakların çıkmadığı bir muhit.
Bir gölge; çokça belli, biraz belirsiz...

Ellerini gördü gölgenin; tereddüt dolu elleri.
Bir anda hatırlayabileceği gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı ellerine.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.


Dokundu satırlara, gözyaşlarını sildi her hecesi.
Satırlar onundu; bunca zaman susmuş, susturulmuş bu satırlarda elleri kokuyordu.
İçine çekmek için eğildi yeniden, göz göze geldiler...

Gözlerini gördü gölgenin; üzgün bakan gözleri.
Bir anda hatırlayabileceği gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı gözlerine.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Gözlerini kaçırdı, çok tanıdık geldi, hep yaptığını hatırladı.
Haksızlık ettiğini, gözlerini anlamaya çalışmadığını düşündü bir an.
Sonra anladığından korktuğu geldi aklına, anlamamayı istediği..
Yine kaçırdı gözlerini...

Dudaklarına indi gölgenin; suskun dudakları.
Bir anda hatırlayacağı gibi değildi, kilit paslıydı.
İlk kez görmüş gibi baktı dudaklarına.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Söyleyecekleri vardı, söyleyemedikleri...
Sabrı öğrenmişti; acıydı ve bazen tatlıydı tecrübeler, yanarken de sabretmişti, sönerken de.
Yine bekledi, kelimeler dudaklarında şekillenirken 'sabır' dedi...

Sonra sesini duydu gölgenin; tanımı yoktu.
Bir anda hatırlayacağı gibi birşey değildi, kilit paslıydı.
İlk kez duymuşcasına dinledi sesi.
Ona ait birşeyler aradı, sonra gülümsedi birden.
Acı çöktü gamzelerine.
Duymak istemedikleriyle boğuştu bir süre, duymak istediklerinin yardımıyla.
Galibi mağlubu belli olmayan bir savaşa girdiler.

Tekerrür edecekti zaman nasılsa.
Gölge kimdi, neden bu satırlardaydı,
Ellerinin kokusu, üzgün gözleri, susmuş dudakları, içine akan sözleri...
Tüm bunlar hayatının neresindeydi öğrenecekti...

Duymak istediklerinin galibiyetiyle kendini yineledi zaman.
Dha evvel de böyle olmuştu demek.
İki çizgi arasına dizilmiş tüm bu harfler bu yüzden gizli mahzenlerin kapısını bu kadar zorluyormuş.
Gölgeye son bir kez baktı...
Artık sesini duymuyordu, dudakları kıpırdamıyordu.
Gözlerine baktı sonra, bu kez gölge kaçırdı gözlerini...
Ellerini tuttu ve gölge kayboldu...
Sessizce kapattı defteri, kilidi taktı ve kırmızı cepli paltonun kalbine bıraktı minik anahtarı.


Arkasına yaslandığında, yanında duran çekmeceyi açtı ve az önce seneler sonrasını hayal ettiği defteri çıkardı. Kilitsiz, anahtarsız, olanca gerçeğiyle uzanıyordu önünde. Tek tek açtı sayfalarını, gölge oradaydı; ellerinin kokusuyla, gözleriyle, sözleriyle... Tekleyen bir hafızanın dahi unutamayacağı kadar gerçek...

No comments: