Sunday, April 09, 2006

kayboldu yalnızlık, hem de kendi içinde..



Hayatın engebeleri karşısındaki aciz ruhlarımızı rahatlatmak için hep çift yaratıldığımız fikriyle avuntu buluyoruz. Yalnız olduğumuzda da hayal dünyamıza misafir olup, oradakilerle buluşuyoruz.

Korkutuyor tek başımıza kalıp, kendimizle hesaplaşmak. Tek olduğumuzu aklımıza getirmeyi hiç istemiyoruz. Çiçeklerle konuşuyoruz bazen, yada aynadakiyle paylaşıyoruz "tek" liğimizi..Bir adım geriye gidip de bizden iki adım uzaklaşmasına katlanamayacak kadar sabit ve ilerleyip zahiriden medet umacak kadar yalnız...

Gelgitlerde yaşar insan yalnızken. Hep noksandır bir yerlerde birşeyler. Kendime yetiyorum derken yalancıdır, hiç yalan söylemedim derken olduğu gibi. Sessizliğin sesiyle sohbet etmeye başlar bir süre sonra. Yaslanacak birşey bulamadığında, atar kendini bir sofaya, dayar sırtını ona ve yine misafir olur bir yerlere...

Yalnız yapamaz insan, yalnızlık zordur. Zor olan tercih edilmez.. Yalnızlık tercih edilmez. O, kendi başınadır zaten, alışıktır...Hayatta şahsıyla başbaşa olan tek şey belki de yalnızlığın kendisidir. Bıkkınlık verdiğini düşünür uğradığı yerlere. Gider ve kovulur ama hiç bıkmaz. Kovulma pahasına yine gider. Dedik ya; yalnıuzlık zordur. O; içindekilere misafir olsa bile fark hissedemez. Ziyareti de hep "tekliğine" dir. Dinlese aynı yalnızlık, konuşsa aynı, gördüğü yansıma bile aynı yalnızlık...

İnsan ne yapar, neden arkadaş olmaya çalışmaz onunla, neden bencildir insan...Onun sıkıcılığını bahane edip, hayatın zorluğuna atıfta bulunup da neden kovar böyle bir dostu..Zordur onu anlamak. Ve hayat zordur. Tıpkı katı birinden bir mesuliyet almasını istemek yerine daha yumuşak başlı bulduklarımıza yüklendiğimiz gibi çökeriz omuzlarına.. Hayattan vazgeçemeyeceğimiz için yalnızlığımızdan ödün veririz. Hiç umursamayaız onu. Kendisiyle başbaşa bıraktığımızın bizim kadar bile bir kaçarı olmadığını hiç aklımıza getirmeyiz.

Yaşam zorluklarıyla imtihan ettikçe bizi, daha da uzaklaşırız kendimizden. Daha çok başkalarının oluruz, daha çok başkalarıyla... Gözden ırak olan benliğimiz, gönlümüzden de elini eteğini çektikçe tanımayız birbirimizi. Paylaşacaklarımız daha da azalır, utanır oluruz beraberken. Anlatamayız herşeyi kendimize rahatça.. Güvenemeyiz "artık" yeterince tanımadığımnız benliğimize.

Sonunda da kaybederiz onu. Ne benliğimiz kalır, ne yalnızlığımız, ne aidiyetimiz, ne de iç huzurumuz. "Kendimize" güvenimizi yitirdiğimiz yere tekrar dönebilirsek ne ala ama araya giren soğukluk ne kadar kolay yakar eski ateşini kimbilir....

2 comments:

yetkinsarica said...

Yalnızlıktan en çok nefret ettiğim dönemdeyim.Eskiden yalnızlık benim için çok iyi bir dosttu.Onunla mutlu olmayı becerebiliyordum;ancak artık yalnızlık benim için bir hüzün vakti.Dediğin gibi daha ne kadar "yalnız yapmaya çalışacam" bilmiyorum;ama dayanması çok zormuş...

yetkinsarica said...
This comment has been removed by a blog administrator.