Yeni birşeyler yaparken güvendiğiniz arkanızı yasladığınız kişilerin, yada kurumların işte her neyse, bir anda sizi yarı yolda bırakması nasıl bir duygudur...İşte artık bunu biliyorum..Birlikte çalıştığım diğer arkadaşlarımın da çok kötü hissetiklerini tahmin ediyorum, bunun ötesinde eminim.. Buna rağmen acaba ben mi abartıyorum diye düşündüğüm o kadar da kızma adamlara dediğim zamanlar olmadı mı, tabi ki de oldu..Yine de kızıyorum işte..
Wayy be sonunda yazımız bi yerlerde yayınlanacak tarzında bi düşünceydi belki de heyecan verici olan pek ekstrem bişey olmamsına rağmen, belki de bu değil de annemin "Olsun kızım sen yine de bi getir de görelim..Biz zamanında hiç böyle şeyler yaşayamadık" demesiydi.Bana heyecan verici gelmiyordu da işte annem böyle deyince daha da şevkleniyordum..Bir beklenti olmuştu artık.. Her neyse sonuçta kendi imkanlarımızla da olsa bastırdığımız şu acizane bültenimizden bahsediyorum.Yeni elime geçti ve baktım okudum biraz..Neden bahsedecektim unuttum gerçi ama yazıyorum işte aklıma gelir diye zamanı geçiriyorum..Çaktırmayın..Bir şekilde çıkardık madem ve madem profesyonel(!) olmadı e burdan bari yazalım yazılarımızı...O kadar da kırptılar be kardeşim bari kuşe kağıtta kırpılsaydı..;)
*******************************************************
AB Müzakere Sürecinde Türkiye Ekonomisi
AB'ye girmemiz durumunda ekonomik boyutta neler olabileceğine dair birbirinden farklı birçok görüş belirtildi.Birliğe girmenin bir zorunluluk olduğunu düşünenler de vardı, entegrasyon çabalarının boş bir uğraş olduğunu söyleyenler de...AB üyeliğiyle beraber Türkiye'nin kısa süre içerisinde milli gelirini arttırmasını beklemek gerçekçilikten uzaktır.Bunun yanında enflasyon oranlarında hızlı bir düşüş, tarım ve sanayi gelirlerinde büyük artışlar, bunlara bağlı olarak da halkın temel refah seviyesinde yükselme beklemek de milli gelir konusunda düşülebilecek hatayı yinelemekten öteye geçmez.
Yukarıda bahsedilen ve bir ülkenin temel ekonomik göstergelerinde istikrarı sağlamak için AB'nin ortak bütçesinden ayırmış olduğu fonların kullanımı ayrı bir önem kazanmaktadır.Birlik, mali destek yapacağı ülkeleri belirli kriterler altında inceleyerek, ekonomik yetersizlikleri farklılık gösteren ülkeleri "hedef bölgeler" statüsü kapsamında gruplandırmıştır.Türkiye, bu gruplandırmada "kalkınmada geri kalmış bölge" olarak nitelendirilmiştir.Burada kalkınmada geri kalmış bölgeden kasıt; kişi başına gayri safi yurtiçi hasılanın AB ortalamasının %75 inin altında olmasıdır.Birlik tam üyelik durumunda fonları serbest bırakmak yerine ülkelerden fonların verimli kullanımı için proje geliştirmelerini istemektedir. Türkiye, örneğin; sulama, tarım, belediye işleri alanlarında somut ve çözüme dayalı projeler üretmesi halinde bu fonlardan yararlanabilecektir. Ayrıca AB Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başladığı 3 Ekim öncesi işsizlik sorununu çözmeye yönelik mali desteğine başladı, çünkü tam üyelik halinde Türkiye'nin ekonomik kalkınması sadece AB'nin vereceği mali kaynaklardan sağlanmayacaktır.Avrupa Birliği; anayasal, demokratik değişiklikler ve reformların daha kolay yerleşmesi, Mesleki Eğitim Geliştirme Projesi (MEGEP) ve Aktif İşgücü Programı'nın maddi fonunun karşılanması için 80 milyon YTL'lik (80 trilyon) yardımda bulunmayı taahhüt ediyor. Avrupa Bİrliği'ne üyeliğimizin kesinleşmesi halinde; ülke ekonomisindeki dalgalanmaların giderilmiş ve güven veren bir seviyeye gelmiş olması bir yeterlilik unsuru olarak görülecek, bu sayede yabancı yatırımcılar kaynaklarını ülkemizde harcamaktan çekinmeyecektir.
Ülkemizdeki işsizlik sorununun çözümü için düşünülen "işgücünün serbest dolaşımı" konusu, tam üyelik halinde hemen gerçekleşecek bir durum değildir.İşgücünün serbest dolaşımı konusunda bir sınırlama veya bir süreç belirlenmesi muhtemel olasılıklardandır.Çünkü; Avrupa Birliği ülkeleri kendi ülke ekonomilerindeki işgücü kaybını gidermeye çalışırken diğer yandan yeni bir işgücü istihdamını sağlayacak ortam hazırlamaya maddi fon ayıramayacaktır. Ülkemizdeki tarım sektörünün yurtiçi milli hasılaya etkisinin fazla olmaması bir dezavantaj olarak ortaya çıkmaktadır.Tarım sektöründe Avrupa devletleri standartlarına ulaşıldığı takdirde ülkemiz uluslararası alanda rekabet gücünü arttıracaktır.
Mevcut durumlar göz önüne alındığında birliğe üyelik için çok önemli adımlar atılmış bulunuyor.Hükümet uyguladığı yapısal reformları sürdürdüğü takdirde, makroekonomik performansın etkinliği açısından son yıllarda yakalanan ivme devam edecektir.Bununla alakalı olarak; uygulanan ekonomik program dolayısıyla Kredi Derecelendirme Kuruluşları yaptıkları değerlendirmede Türkiye'nin notunu artmış ifade etmektedirler.
Kısacası; Avrupa Birliği'ne girmemiz halinde Türkiye için birçok olumlu ekonomik gelişme yaşanacağı açıktır.Öyle ki; sadece müzakere tarihi alabilmek için dahi yerine getirmemiz gerekenler sonucu elde edilen bir yekun var.Bunun getirdiği sosyo-ekonomik güven ortamı ve bu ortamın mevcudiyeti dolayısıyla yapılan yatırımlar var.Yinelemek gerekirse, unutulmaması lazım gelen birşey varsa o da şu ki; AB'nin mali desteğiyle bir şekilde iyileşme yaşanacaksa, Türkiye bu bağlamda AB'nin kaynaklarını en verimli şekilde kullanmalı ve bunun paralelinde verimli bir ekonomik politika sürdürmelidir.

No comments:
Post a Comment