20.12.2005-----02:35
Yanlışlığına doğruluğuna,cümleler arası bağlara,ne kadar edebiyat parçalanıp parçalanmadığına dair hiçbir kaygı taşımadan yalnızca ve yalnızca yazılmış birşeyler....
Bazen yakın arkadaşlıkların sınırının neresi olduğunu sorguluyorum.
Yanlışlığına doğruluğuna,cümleler arası bağlara,ne kadar edebiyat parçalanıp parçalanmadığına dair hiçbir kaygı taşımadan yalnızca ve yalnızca yazılmış birşeyler....
Bazen yakın arkadaşlıkların sınırının neresi olduğunu sorguluyorum.
Nereye kadar gidip,
nerede durmalıyım diye.
Kimi ne kadar sevmeliyim,
nerden sonra tehlike çanları alarm vermeye başlar diye.
Belki de "kimi" değil "O" nu ne kadar diye...
Bazen de sorgulamayı kesiyorum..
Kesiyorum, kesiyorum ve yeniden anlamlı bir bütün oluşturmaya çalışıyorum.
"Yakın" ı kesiyorum orasından burasından
ve yine anlamlar çıkarmaya çalışıyorum.
Yak-mak diyorum çanlar çalmaya başlıyor.
Hayır, bu olmaz, olmamalı....
Yakın-mak diyorum
yaralanmak şeklinde tezahür ediyor.
Kaldırabilir miyim diyorum, düşünüyorum
ve daha çok yaralanıyorum..
Sonra sınır koyuyorum.
Sonra sınır koyuyorum.
Bir şekilde!!..
Olması GEREKENİ belirliyorum
ve tamam diyorum burda durMALIyım..
GEREKTİĞİ gibi olmuyor her defasında,
ve her defasında yeniden çiziyorum sınırı.
Siliyorum, çiziyorum, siliyorum, çiziyorum, siliyorum....
Ve bu defa...
İlk defa...
Çizemiyorum.
Karalama kağıdına dönmüş yüreğim sınırlarını zorlamış
ve yırtılmış sonunda.
Yeni bir sayfa açmadığım sürece çizemiyorum..
Ve artık ben O nunla yepyeni bir sayfa açıyorum....
Sınırlar..?
Sınırlar..?
Her zaman olduğu gibi yine belli ama aştım bir kere
ve geri dönemiyorum..
En acısı da ne biliyo musun,
"O" sınırın öbür tarafında,
olması gerektiği yerden bana en doğal,
en "her zamanki" haliyle bakıyor..
Üstelik benim tanımadan geçtiğim,
aramızdaki hattan bihaber!..

No comments:
Post a Comment